Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Çok Özlemek

Öyle çok özledim ki kendimi. Öyle çok özledim ki yazmayı. Nasıl burnumda tüter oldu hayat. Nasıl kucaklayasım var kelimelerimi, kendimi.

Nasıl kalabalık her yer..Nasıl yoğun..Nasıl dop dolu ama "offff"..

Özledim kendime dönmeyi, durup durup düşünmeyi..Anlatmayı beni bilmeyen birine kendimi. Anlaşılamamyı. Karmaşayı ama içimdeki karmaşayı.

Size de olur mu?

Oralarda mısınız siz de? Oralarda çok kalabalık mı? Bunlar hep büyümekten mi? Hep mi? Siz de sıkıldınız mı? BU kadar ciddi mi sizin de hayatınız?

İşler mi var hep? Ofis? Masalar, sandalyeler. İnsanlar. O meşhur iş ilişkileri. İdare edilenler, şans eseri sevilenler...

Herkesin akıllı ama bir sizin deli olduğunuz yerler. Size doğal gelenlerin onlara tuhaf geldiği yerler, "ofisler". Kelimenin kendisi bile sıkıcı. Kutuyu andırıyor sanki kapalı bir kutu.

Neyse, aslında konu iş değil. Dönüp dolaşıp oraya gelmesinde bilinçaltı sanırım :)
Konu ben. Konu kendim. Konu hayat. Konu özlemler.

Görüşülemeyen dostlar. Onların sevgil…

Sevdiklerimden

Bir kız çocuğu. Heyecanlı, ama çok. Hevesli, nerdeyse her şey için. Meraklı, aşık olan, çalışan, didinen.
Işıklar saçan etrafına, ışıl ışıl parlayan. Güzel ama kendini pek de güzel bulmayan. Dişleriyle başı dertte. Saçlarıysa bir içim su. Bırakın dışarısını içerisi pek şahane.
Bu kız benim en sevdiklerimden. Bu küçük kız çocuğu benim büyümeme şahit, ben de onunkine. Sevgimi rahatça verdiklerimden. Düşünmeden sevdiklerimden.
Büyüdü tabi şimdilerde. Güzel bir genç kadın oldu. Sevgileri var yüreğinde. Ben de varım hala biliyorum. Sadece çok dahil değiliz artık hayatlarımıza. Ama bildiğim en iyi omuzlardan biri hala.
Büyürken neler olduğuna gelince; o heyecanlı kız çocuğu yoruldu tabi. Zorlandı. Hırpalandı. Üzüldü. Sevildi ama yıpratıldı da. Hep mutluluk dağıtabileceğini sandı ama elindekiler tükenince kendine de kalmadı.
Bense hep izledim onu. Dertlerimi ona yandım hep. Ben de dinledim ve o hep sandı ki o daha çok anlatıyor benim hakkımı zaptediyor. Ama bilmedi ki onu dinlemek hep bana b…

Neden?

Bazen nedenler, nasıllar anlaşılmaz olurlar. Neler oluyor ya? Nelerle uğraşıyoruz? Neden yani? Kim, kiminle, ne sebeple uğraşıyor? Neden bu mutsuzluk hali? Neyin derdindeyiz? Koskoca dünya işte yetmiyor mu size?

Eyyy insanoğlu sana seslenmekteyim; "yetmiyor mu?" Neyin derdindesiniz? Ben size bir şey söyliyeyim mi, bu böyle gitmez. Hırslarınız sizi yer bitirir. Bu yargılar bir gün döner sizi bulur, sizi vurur. Darmadağınık olursunuz. Sonra nedenler sizin etrafınızda döner durur.

İnandığım şey beni bunlardan dilerim korusun. Sizi de korusun. Korunmak isteyenler şemsiyelerini açsın. Kaçmasın sadece sığınsınlar sakince.

Sevgiler.

Yine Yeni Yeniden

Yeni bir dönem. Deli yoğun bir iş temposu. Değişen düzenler. Yeni umutlar. Ihtimaller. Kıskançlıklar. Nazarlar. Arkadaşlıklar. Yeni insanlar. Eskilerin şekil değiştirmesi. Her şey…
Yazamıyorum ya işte bunlardan sebep. Ama çok memnunum bu dönemden. Yeni şeyler öğrenmek her zaman güzel ve tabi stresli, mid ve bol baş ağrılı bir dönem. Olsun. Sıkılmaktan ve çürümkten çok daha iyi. -Benim için en azından.-

Ve sonra başka şeyler. Eski defterler mesela. Geçenlerde eski günlüklerimi karıştırdım ve inanılmaz şeyler gördüm. O kadar çok şey yazmışım ve bir çoğunu hiç hatırlamıyorum. Neler yaşanmış, ne bunalımlar, ne güzel anılar. Ama bir yandan da bundan 8 yıl öncesi, lise dönemi o kadar yakın geldi ki okurken. Sanki daha dün gibi. Ne ara o kadar zaman geçmiş ve ne ara ben bu kadar büyümüşüm. Hiç bir şey anlamadım. Anlamamışım ya da. Kendimi hala o döneme yakın hissediyormuşum meğer. Araya giren 5 yıl üniversiteye rağmen liseye nasıl yakın hisseder insane kendini. Heralde hala kendini üniversit…

Yeniden doğar mıyız sizce?

Size de olur mu bilmem ama ben bazen, çok ciddi anlamda, bir kez daha dünyaya gelecekmiş gibi hissediyorum. Belki de öyle düşünmek istiyorumdur. Çünkü bazı şeyler çok tuhaf geliyor. Bu hayatta edinemediğimiz şeyler belki diğer hayatta bizimle olur. Maddiyat değil kastettiğim. Yani o da olabilir tabi, fena mı olur bir daha dünyaya gelsek ve zengin olsak. O başka ama esas olan ilişkiler üzerine. Yani benim durup düşününce aklımı kurcalayan konu bu. Mesela bir daha dünyaya geldiğimde abim olsa, ablam ya da kardeşim ya da hepsi. Mesela babamı tanıyabilseydim bir dahaki hayatımda.
Düşününce çok acımasızca gelmiyor mu size de? Yani bir hayat sunulmuş size ama siz o hayatta çok çirkinsiniz mesela ya da çok fakir, çok kısa ya da çok uzun, anneniz olmamış ya da babanız, evlenmemişsiniz hiç ya da sevgiliniz olmamış. Hiç sevişmemişsiniz mesela. Ya da hiç çocuğunuz olmamış ya da hiç yaşlanmamışsınız, yaşlanamamışsınız.
Yaşayamadığımız tüm duygular yaşayamadıklarımız olarak kalacak. Eksiklerimiz o…

Anneler ve Kızları

Hayır bu bir "anneler günü de yaklaştı" yazısı değil. Bu içinde bulunulan durum. Bu nerdeyse tüm anne ve kızların, tahmini içinde bulunduğu durumun bir dile gelişi.

Nerden başlasam? Nasıl anlatsam? Bilmiyorum aslında. Nasıl bir şey olduğunu gerçekten tam olarak bilmiyorum ama tuhaf bir ilişki bu. Çok seversin hani. Herşeyden çok, çoğu zaman. Ama sanki kızlar ve anneler farklıdır. Baksanızıa yazamıyorum bile. Mesela erkekler ve annelerinin ilişkileri hep başka türlüdür. Ya çok üzenleri vardır ya da sonsuz bir anlayış yumağıdırlar birbirlerine karşı.

Kızlarla tuhaf bir gerginlik vardır. Daha çok tartışılır anneyle. Seni tanısın anlasın istersin. Ama bir yandan da öyle sen çok çaba sarfetme bunun için o anlasın istersin. O da senin için mi aynı şeyi düşünür bilmem. Sen eleştirmeye gör alınır, kırılır, her şeyi en iyi sen biliyorsun kızım der, dağıtır herşeyi. Bu değildir ki senin istediğin başka bir şeydir. Büyüdükçe kavgalar edilmese de kadınca hisler artar ve laflar ve tripl…

Yaşlıların önüne geçilmez özgürlüğü

Yaşlılar biz uyuz gençlerden kesinlikle farklıdır. Yaşlı insanlar tuhaf bir şekilde tüm dünyayla barışıktır sanki. Vapurda, otobüste hiç fark etmez herhangi bir yerde bir yaşlıyla yan yana gelecek olursanız o size soracak bir şeyler elbet bulur ya da isteyecek bir şey sizden. Bunu olumsuz bir şey olarak görenler vardır. Sıkılanlar, off puff edenler. Evet itiraf ediyorum ben de o uyuz insanlardan olabiliyorum bazen. Yani sıkılabiliyorum onlardan ve konuşmak istemiyorum. Ama artık değişiyorum sanki. Bende de bir konuşma isteği oluyor sanki, tuhaf. Ama burada sözünü edeceğim konu daha farklı.
Biraz önce düşündüm de değişik geldi. Yani hani bizler bir çok ortak özelliğimiz olsa dahi birbirimizle konuşacağız iki kelam edeceğiz diye ödümüz patlıyor. Burada bizlerden kasıt yaşça daha genç insanlar. Yani bir nemrutluk var bir çoğumuzda. Ama yaşlıları bir düşünsenize ne kadar özgürler bu konuda.
Sizi beğenseler konuşmaya başlarlar “ahh ne güzel kızlar değil mi Hümeyra, bak biz de böyle değiml…

Kadın var, erkek var...

Kadın var ufak tefek, görsen çocuk dersin. Kadın var kendinden emin. Kadın var güzel sayılmaz ama kadındır ki o sevilir epeyce. Bu nasıl olur kadın bilmez.
Kadın var aklındakiler sınırsız ama aynı kadındır ki o kendi sınırlarla dolu. Aklı sonsuz özgürlüklere gebe, kendi yaşamadığı ve yaşamayacağı her şeyi kabul edilebilir görmekte. Bu nasıl bir çelişkidir ki aynı kadının bedeninde yer edebilmiş. İnsanın sonsuzluğuna inanır ki o tekdir der bildiğimiz kadarıyla hayat, eğer der gelmeyeceksek bir daha dünyaya. Ama tırmanmaz dağlara ya da çıkmaz sırt çantasıyla keşiflere ama aklı özgürdür, dolaşır sonsuzca tüm labirentlerde, onları keşfetmeye çalışmanın azmiyle.
Kadındır ki o hep bir şeyleri ve birilerini suçlar yapamadıkları için bugüne kadar ama durur sonra ve bir kabullenişle farkına varır eksiklerin yavaşça. Bu dünya der, ne büyük, ne sonsuz, ne uçsuz, ne bucaksız. Uçlar ve bucaklar birbirine karışır. Ve kadın erkeğe yaklaşır. Ve kadın bilir erkeği, sever, hayatına alır. Ama büyüme dev…

Sıkılıyorum

Ben sıradan bir insanım ya da öyle olduğumu sanırdım ama sanırım benden de sıradanlar var. Ve ben sanırım onlardan çok sıkılıyorum. Kastettiğim hayatındaki yaşayışıyla ilgili değil insanların. Kastettiğim kafalarının içi. Fikirleri. Fikirleri ya da fikirsizlikleri sıkıyor beni.
Hani böyle kavga edesim geliyor bazen. Offf diyesim geliyor. Sıkılıyorum. Sakın birileri buraya aman tanrım ne kadar kendini beğenmişsin falan diye yorum yapmasın işte onlardan da sıkılırım çünkü bu dediğimi anlamamaktır.
Sıkılıyorum işte ne yapayım.

Kendine Dışarıdan Bakmak

Okuduğum kitaptan ilham aldım bu konuyla ilgili. Bir bölümünde bundan bahsediyor derinlikleriyle.

Kendimize gerçekten dışarıdan bakabilsek. Ama mecazi anlamda değil söylemeye çalıştığım, tam olarak maddi anlamda dışımıza çıkabilsek. Ayrılsak bedenimizden ve dışarı çıksak. Öylece izlesek kendimizi özgürce. Yorumlasak kendimizi diğerleri gibi. Acımasızca belki. Ama yapamayız bence, içimizdeki o ego izin vermez bize, izin veremez. İçimizdeki o şey bize izin veremez.

Sizce?

Tuhaf bir huzursuzluk hali...

Hissettiğim şeyi tam olarak tanımlayamıyorum.
Tuhaf bir huzursuzluk. Güvensizlik.
Yalan mı acaba'nın insana düşündürdükleri?

Yalan nasıl bir şey ki insanları böylesine hakimiyeti altına alabiliyor? Nasıl bir şey ki insanlar onsuz yaşayamıyor. İş hayatı, özel hayat hepsinde hep bir yerlerde olmak zorunda mı?

Saygısını yitiriyor insan yalanla yüzleşince.
Öyle tuhaf ki, kendini daha değerli görmeye başlıyorsun. Belki yanlış ama durum bu. Ben senden bir adım öndeyim çünkü ben hayatıma yalanı bu oranda sokmadım. Varsa da inanılmaz zararsızca var. Saplantı halinde değil. Her anım onunla geçmiyor.

Bazı işler var mesela yalansız yapılamaz. Siyaset gibi, reklam gibi ve bazı işler var yine yalanla yapılamayacak; bilim insanlığı gibi, öğretmenlik gibi. Ne tuhaf.

Bilmem, sizce?

Yazabilmek, yazı bilmek, yazmak, yaz...yüzebilmek, yüzmek, yüz, yüzün, yüzüm...söylemek, söyle, söyleyebilmek...sevebilmek, sevmek, sevilmek, seven, sevilen, sevgili, sevişmek...
Dalabilmek, dalmak, dalak, dalmayak:), dalgalanmak, dalga geçmek belkide. Dar, daralmak, daraşmalık, dargın. Gitmek, gitmemek, gidememek, giden, gitmeyen, gidilen, git. Kalmak, kalamamak, kalamayan, kalan, kal.
Anlamak, anlamamak, anlamlı, anlamsız, anlaşılmak...


Nasıl yani?
Bilmem...öyle işte.
Sizce?

AMAN TANRIM 30’A ÇEYREK VAR VE BEN HALA YALNIZIM!

Şimdi ne olacak? 30 oluyorum şimdi ne olacak? Biri bana cevap versin. “Evde mi kalıyorum?” hani evlenecektik? Hani hayaller vardı? Birbirimizin düğününde göbek atacaktık? Ne zaman olacak bunlar? 30’a çeyrek var, ne ara olacak tüm bunlar? :)
Bu yakarışa ya siz sahipsinizdir ya da yakın bir arkadaşınız. Üniversite biterken yani 20li yaşların başında hayatınızda bir adam varsa ya artık evlilik yolunda ilerliyor olursunuz ya da genelde erkek bu durumdan yani “işin ciddiye binmesi” durumundan ürkerek ilişkiyi bitirir ya da karşı tarafın bitirmesini sağlar.
Ve biz 30’lara yaklaşan kadınlar hala yalnız isek bizi bir panik sarmaya başlar. Hele bir de çocuk sahibi olmayı planlayan bir kadın iseniz işte o zaman kafanız daha çok karışır. Çünkü etraftan “e ama evlen artık evladım bak daha çocuk yapacaksın yaşın geçiyor” gibi söylemler duymaya başlarsınız.
Off yani. Neden bunu erkeklerden ziyade kadınlar yaşar? Neden bunu da birçok şey gibi toplum ısrarla bizim omuzlarımıza yükler? Nasıl bir baskıd…

Serzenişteeeeeeee...

Üniversite 3’teydim sanırım Vega’nın bu şarkısı çıktığında ya da 4 de olabilir.
“Biraz sev sakinleşir sevdiğinim ben işte,
Boş ver sev sakinleşir sevgilin serzenişte, serzenişşşteee…”
Bağıra bağıra söyler bir yandan da dans ederdim odamda. Geçenlerde tekrar dinledim bu sefer evimin salonunda bağıra bağıra söyleyip dans ettim :) çok keyifli bir şarkı benim için. Sözleri de bir yandan pek manidar. Nasıl manidar? Şöyle ki; hani böyle bazen trip yaparsınız sevgilinize, bazen bilmezsiniz bazen de bilirsiniz ki anlamsızdır ama olsun yine de yapmak istersiniz. İşte o zamanlarda istersiniz ki ya da ben isterim ki sevgilim de bana ilgi göstersin. Sevsin, sarılsın, sakinleştirsin. Ama olmaz, bizde öyle olmaz. Ben trip yapıyorsam sevgilim de derki; bu çok saçma, bu sence normal bir tepkimi falan, filan…eee ne olmuş yani? Her şey normal mi olmak zorunda? Değil. O an mantıkla yaşamıyorsun ki, sadece duyguların biraz karışıyor. Ne olur yani sayın çok gururlu ve ultra mantıklı aşıklar sevgililerine …

40 Kural

Elif Şafak Aşk'ı okuduysanız belki bu 40 kurala tekrar göz atmak istersiniz. Bu inanç meselesinde çok söz her zaman tehlikelidir. Herkes aslan kesilebilir savunduklarıyla ilgili bir anda. Bu sebeple sadece okumak isteyenlere :)


1. Kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok, eğer, tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

2. Kural: Hak yolunda ilerlemek yürek işidir,akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun,omzun üstünde ki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil!

3. Kural: Kur’an dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonra ki batıni manadır. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

4. Kural: Kainattatki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulab…

Okumayı Sevmeyi Öğrenmek

Ben kitap okumayı ve kitap okumayı sevmeyi yeni yeni öğrenen birisiyim. Ne yazık değil mi? Bence de. Şimdi de sonsuz bir keyif ve mümkün olduğunca hızlıca kitap okuyorum. Bir kitabı okurken aklım hep bir diğerinde. Kaçırdıklarımı düşünmekten odaklanamıyorum bile bazen. Tabi bu konuda hakkını yiyemeyeceğim bir yöneticim var, kendisi benden kitap danışmanlığı için ücret istese yeridir yani. Daha önce hiç onun kadar kitap okumuş ve bu işi boş boş değil de hakkını vererek yapmış biriyle tanışmamıştım sanırım. Yazarları yorumlayabilen, çeviriden yayınevine kadar her konuda bir fikri olan bir kitap kurdu kendisi. Benim anladığım şudur; etrafınızda muhakkak böyle biri olmalı. Sizi yönlendiren birinin olması yolu bulmanızı kolaylaştırıyor kesinlikle.
Gelelim benim hissettiklerime. Evet önceden de kitap okur ve çok keyif alırdım bu konuda hiçbir şey değişmedi ama o zamanlar şöyle olurdu; çok güzel bir kitap okur sonra bir boşluğa düşerdim çünkü sıraya neyi koyacağımı bilemezdim. Ve öylece ayla…

Ateşböcekleri

Siz hiç ateş böceği gördünüz mü? Görmediniz mi? :) ben çok gördüm hatta şimdi canilik olduğunu düşünsem de çocukluğumda onları şişelere doldururdum hep. Tabi suç ortaklarımla birlikte.
Çok sıradan bir şey gibi sözü geçen ama bence mucizevi olan pek çok şey var sanırım hayatta ya da bana öyle geliyor bazı şeyler. Ateşböcekleri mesela. Tam olarak öyleler yani tam olarak mucizeviler bence:) dalga geçmiyorum bir daha düşünsenize. Uçuşan minik bir böcek. Kara sıradan bir böcek geceleri bir anda ışık saçan bir varlığa dönüşüyor. Yanıp sönen, seni adeta peşinden sürükleyen. Yakala beni, yakalasana diye sana göz kırpan bir mucize.
Çocukluğumda çırçırın başındaki şu kocaman çınar ağacının oralarda peşinden koştuğumuz ateş böcekleri geliyor aklıma. Yaz akşamlarının vazgeçilmez oyunu. Anneler banklarda sohbet ederken biz de böceklerin peşinde helak olurduk. Belki de bizi uyaran birileri vardır bilmiyorum hatırlamıyorum da ama düşünüyorum şimdi ben görsem böcekleri yakalamaya, bir şişenin içine t…

Kariyer, mariyer hepsi yalan...

Kariyer, iş hayatı, yükselmek, yerinde saymak, kurumsal hayat ya da kendi işini yapmak. Aman tanrım ya. Nereye kadar? Ne için? Para için. Hayatta kalmak için beklide. Ama para için sonuçta. Daha çok para kazanmak ve o paraları daha da rahatça harcamak için çok para istiyoruz. İşin özü bu gibi. Ama sorsanız derdimiz mutlu olmak aslında çok para kazanmak o kadar da önemli değil. Yok ya sanırım yok öyle bir şey. Sonuçta para yoksa gezmek yok, yeni kıyafetler, ayakkabılar, yeni şehirler, ülkeler yok. Yok işte. Ve yoksa da mutluluk yok sanırım. En azından anladığımız tanıdığımız başka bir mutluluk yok.
Çok sıkıldım gerçekten çok sıkıldım. Evet iyi kazanıyorum ve evet belki bir çok insana göre çok az çalışıp kazanıyorum ve bunu sevmemek nankörlük. Evet belki de öyle ama benim bir şeyler yapmam lazım yoksa çatlayacağım. Ama anlamlı bir şeyler yapmak istiyorum bir işe yarayan şeyler olsun istiyorum.
Sanırım iş değiştirmem şart ama ortada bir iş de yok. Ne yapacağımı bilmiyorum? O kadar çıkmaz…

Kadın Olmak

Geçenlerde bir arkadaşla laflıyorduk, bu güzel sohbet esnasında kendisi kadın olmak başka bir şey ya dedi. Kadın olabilmek. Doğuştan gelen, içten gelen bir şey bu dedi. Onun kadın olmaktan kastı; dişi olmak esasında:) ve bu noktada doğru söylüyor aslında. O tuhaf bir şey. Topuklular üzerinde adeta dans edercesine süzülenler, o koca çantaları kollarını askı gibi kullanarak önde tutanlar, göğüslerini bir nimetmişçesine öne çıkaranlar vs. vs. ya gözümüz yok diyeceğim kısmen yalan olacak:P yani gözümüz var aslında ya da gözümüz kayıyor aslında. Alenen dalga geçerken içten içe de “abi aslında çok kibar görünüyor bir de bana bak” diyoruz sanki biz de diğer sınıf kızlar olarak.
Ama ben kadın olmak kısmına başka bir açıdan daha yaklaşacağım sanırım. Öyle bir şey ki bu kadın olmak; zor bir şey özetle. Mesela güzel olacaksınız ama bu o kadar kolay değil. Var sayılım ki doğuştan gelen bir güzelliğiniz var. Yetmez. Bakımlı olacaksınız. Sevmek ya da sevmemekle ilgili değil bu. Bakımlılığın çok cid…

Bazıları Yalan Söyler

Ben yalan söyleyemem ve söyleyebilenlere de hayret ederim çoğu zaman ama şuna gerçekten inanıyorum “yalancının mumu yatsıya kadar…” olmuyor yani bir şekilde fark ediliyor, ortaya çıkıyor. Olduğunu sananlar karşı tarafı kafaladığını sananlar ise büyük bir yalanın içinde çırpınıyorlar esasen. Çünkü şöyle bir gerçek var ki, yalan söyleyemem ama tüm söylenen yalanları sezebilirim. En çok da sezdirmediklerine sananlara gülerim için için. Bu konuda gerçekten iyiyim :) ama belli etmem. Anladığımı hiç mi hiç belli etmem. Demek ki karşı taraf öyle olsun istiyor derim. Susarım. Hiçbir şey demem. Ama bilirim. Hiç kuşkunuz olmasın bilirim. Bu güne kadar bence doğru söylemiyor dediğim ve bilemediğim çok nadir şeyler olmuştur. Sonra ne olur? Sonra şu olur; bir kere bir insanın bana yalan söylediğini fark ettikten sonra o kişiyi bir yere koyarım ve o orda kalır. Ama şu değil yani o kişiden nefret ederim ya da onu hayatımdan çıkarırım hayır bu değil sadece onu bir yere koyarım işte. Hani bilirim ki …

Bir Rüya

Bir rüya. Sadece bir rüya bile insana ne çok şey anlatabilir ki bana dün anlattı. Çok zor bir geceydi, resmen kabustu. Dün gece rüyam o kadar gerçekti ki sabah hala etkisinden çıkamamıştım. İşyerine geldiğimde gerçekten rüyamıydı yoksa yaşadım mı diye düşündüm defalarca.
Evden uzak bir yerlerdeyim. Sanırım iş için. Eve geliyorum ve sevgilime beni kimle aldattın diyorum? İlginç, sanırım bir yerden duyuyorum. O da biraz kararsız kaldıktan sonra elindeki bir tahtaya –o ne alaka onu hiç bilmiyorum- 3 isim yazıyor. İkisini hiç önemsemiyorum ama 3.sü tanıdığım biri ve deliriyorum. O saatten sonra yaşadıklarımı anlatamam. Nasıl diyorum ya nasıl olur. O anda karşımdaki bambaşka bir adam oluyor gözümde. İğreniyorum, nefret ediyorum. Ve daha önce attığım o palavradan laflar aklıma geliyor. Affedilebilir ya, herkes hata yapabilir. Bir anda hiçbir şey bitemez falan yalan oluyor gözümde. Sanki bir güç bunu anlamam için bana bire bir yaşatıyor. Sürekli ağlamak istiyorum ama ağlamıyorum da. Sadece ç…

Bütünün Bir Parçası

Çok güzel bir kitaptı. Kitabı anlatmak istiyorum ama hangi cümlelerle anlatabileceğimi bilmiyorum.
Dışlanmışlık, asosyallik, topluma karşı olmak ya da toplumun genellemelerine karşı olmak. Sevgiye de bir nevi karşı olmak ama sonunda anlamak sevgiyi de. Kıskanmak, haksızlığa uğradığını düşünmek. Hastalıklı bir hayat. Hastalıktan kasıt hem fiziksel hem ruhsal bir hastalık. Çocukluktan itibaren var olan bir hastalık durumu. Bu hastalıklı hayatın ortasında bir çocuk sahibi olmak. Oradan oraya zıplayan bir kitap. 700 sayfanın içinde sanki 5 kitap okumuş gibi hissediyorum kendimi. Güzeldi ama. Keyifli ve bir çırpıda okunabilen bir kitaptı.

Pamuk Annem

Annem onu tanıdığımdan beri ilk defa çok güzel kokuyor. Daha doğrusu o iğrenç kokudan kokmuyor. Sigara. Annem sigarayı bıraktı ve dün onu öptüğümde aldığım koku mükemmeldi. Cildi değişmiş, pamuk gibi olmuş. Ağzından gelen o iğrenç koku yok artık. Bütün vücuduna sinmiş olan o iğrenç koku yok. Bu kadar güzel olabileceğini düşünmemiştim. Annem o kadar çok o kokuyla bütünleşmişti ki artık o öyle sanıyordum. Ama şimdi pamuk olmuş :)

Güvenmek

Güven, güvenmek nasıl bir şey? Neden güveniyoruz insanlara? Sinirliyim bugün. İçimdeki siniri atamıyorum. Birini seviyorsun sonrasında doğal olarak güven geliyor. Güvenmeden, sevmeden yaşayabilir miyiz? Bilmiyorum ama kimse göründüğü gibi değil onu biliyorum.
İnsanlar bazı şeylere nasıl cesaret edebiliyorlar ben gerçekten anlayamıyorum. Aklım yetmiyor. İnsanın özeli vardır mesela. İki kişi bir şey konuşur ve o iki kişiye özeldir bu. Bir üçüncü dahil olamaz. O iki kişinin haberi ve onayı yokken hiçbir şekilde dahil olamaz.
İster annen, ister can ciğer dostun, ister eşin, ister sevgilin, ister çocuğun olsun, olmaz. Olmaz ya dahil olamazsın. Olursan hırsızlık yapmış olursun. Benim duygularımın hırsızlığını yapmış olursun.
Bana ayıp etmiş olursun. Güvenime yazık etmiş olursun.

Gökdelenler

Şehrin uzunları da diyebiliriz onlara. Uzun boylarıyla sıyrılıverirler karmaşanın içinden göklere. O heybetlerine rağmen sessiz ve dingindirler sislerin içindeki başlarıyla. Yüzlerce ses, nefes barındırırlar içlerinde. Kimi zaman nefessiz bırakırlar içinde barınanları. Gerçek dünyaya kapalı bir atmosfer yaratırlar. Dışa açılacak bir pencereleri bile yokken içe açılanlarda neler vardır? Neler yaşanır?
İçerdekiler ve dışarıdakiler. İçerdekileri gizler gökdelenler. Dışarıdakileri dikizlerken. Onlara kapılarını açmaz, istemezse. Bırakmaz içerdekileri dışarıya.
Güneş batarken kışları gökdelenler ışıldamaya başlar kibirle. İçerdekiler terk ederken bir bir içeriyi, uzunlar yalnızlığı yaşar karanlıkta kalarak. Ama öyledir ki yalnızlıktan doğan kibirleri, karanlıkta da hep aydınlıktır bir yanları.
Sen gökdelen de olsan sevmez birileri seni. Sen büyük de olsan sevmez birileri seni. Büyüklük, mevkii ya da para değildir sevdiren seni. Büyüksen kork asıl kendinden, sana yüklenen büyüklüklerden kor…

Okuduklarım, izlediklerim nereye gittiniz?

Bazen önceden okuduğum bir kitabı düşünüyorum ya da izlediğim bir filmi. Sonra bazılarını hatırlayamadığımı fark ediyorum. Acaba diyorum dikkatli mi izlemedim ya da iyi okumadım mı? Bilmem belki de. Sonra şunu farkediyorum bir de. Şimdi diyorum okusam o kitabı eminim başka şeyler düşünürüm. Başka şeyler hissederim. Ya da diyorum şimdi gitsem o filme acaba nasıl olur.
Aslında sanırım biraz şununla ilgili; öğrendiğin her şey, tanıştığın her yeni insan, ve tabi okuduğun her yeni kitap ya da izlediğin her yeni film yeni bir şey katıyor. Bunlarda başka biri olmanı sağlıyor. Ve sen başka biri olmuşken izlediğin filmlerden ve okuduğun kitaplardan tabiki başka bir anlam çıkarmaya başka bir tad almaya başlıyorsun.
Sanırım durum bu.

Üzgünüm biraz

Böyle hani bir şeyleri değiştirmek istersin ya ama elin yetmez. Düzelsin istersin. Herkes böyle mutlu el ele kırlarda koşsun oynasın falan:) Tamam saçmaladım.
Ama gerçekten şu ara beni fena halde üzen bir durum var. Böyle hani istiyorum ki elim yetsin. İstiyorum ki iki kafayı alıp birbirine vurabileyim ve kendinize gelin diyebileyim. Bu böyle bu da böyle diye anlatabileyim. Bazı özelliklerini değiştirebileyim.
Ama olmuyor işte. Bir türlü olmuyor.
Biliyorum çünkü o köşeye sıkışmışlık hissini. Biliyorum nasıl bir acı olduğunu. Sarılmak istemeyi ama onun artık bir yabancı olduğu fikrinin nasıl ağır geldiğini biliyorum.
Unuttum sanıyordum bu hisleri ama unutmamışım. O hisleri hatırladım en baştan. Gözlerinde gördüm arkadaşımın. Ama yapacak bir şey yok demenin ne zor olduğunu biliyorum. Kabullenmenin ağırlığını. Ama hayat bu işte...Bizi biz yapan bunlar malesef.

YÜZLER

Dünya üzerinde nasıl bu kadar farklı yüz olabilir. Nasıl bir ressamdır ki yüzleri yaratan böyle bir şaheseri ortaya çıkarabilmiştir. Sadece kendi çevremizi bile düşünsek her biri birbirinden farklı yüzlercesi var. Ve dünya…ırklar, renkler, büyük burunlular, küçük yüzlüler, boynu olmayan insanlar, gözleri çökük ya da patlak olanlar…ve bunların binlercesi, bunların minyonlarca versiyonu. Aman tanrım!
Bir yazı okuyordum ve bu konuyla ilgili yazmak istedim.
Yüzlerle ilgili.
Yüzümüz mesela. Kendi yüzümüz. En tandık belki de en yabancı olduğumuz.
Düşününce belki de en az gördüğümüz yüzlerden biridir kendi yüzümüz. Aynayla çok da haşır neşir olmayanlardansanız hele yüzünüz sizin midir yoksa ona sizden çok bakanların mı? Muamma.
Kendimize yabancı olmak da bunun içinden mi geçer acaba?
İlk paragrafta bahsettiğim konuyla ilgili şöyle bir şey geçiverdi aklımdan. Milyonlarca yıldır dünya üzerinde sayısız uygarlık oluşmuş ve tabi sayısız insan yaşamıştır. Sayısız yüz. Yüzler. Bu yüzlerin şimdi tekra…

Haksızlık_Hrant Dink

Hiç birimizin ertesi gün evinde uyuyacağı garanti değilken neden kavga edip dururuz bir birimizle? Eşimizle, annemizle, sevgilimizle…Belki de bu gece onları son görüşümüz olabilecekken, neden?
Nedir engel olamadığımız duygunun adı?
Hırs?
Kıskançlık?
Nefret?
Dünyada onca acı, onca haksızlık, onca boş yere ölmüş, öldürülmüş insan varken biz nelerle cebelleşiyoruz? Bir dursak bir düşünsek. Biraz kendi dünyamızın dışına çıksak. Mesela bugün 19 Ocak. Bundan 3 yıl önce İstanbul’un orta yerinde birinin hayat arkadaşı, kendi deyimiyle vücudunun diğer yarısı, birilerinin canı, babası, birilerinin abisi, birilerinin can dostu öldürüldü.
Onu muhtemelen neyi neden yaptığının bile farkında olmayan birilerinin oğlu, birilerinin kardeşi, birilerinin canı öldürdü. Neden? Nedeni üzerine açın bakın bugünkü tüm gazetelerde onlarca tahmin ve iddia var ama ben bu kısmından ziyade nasılındayım. Nasıl olabilir diyorum kendi kendime. Bir insan neleri işiterek görerek büyümüş ola ki şahsen tanımadığı, muhtemel…

Sebepsiz Ağlama Krizleri

Bazen hiç bir sebep yokken içinden ağlamak gelir insanın. Gelmez mi? Gelir. Surat asmak gelir. Dünya üzerine üzerine geliyordur. Nedendir bilinmez. Dünya neden seni seçmiştir üzerine gelmek için bilemezsin. Neden her şey çok iyidir onu bile bilmezsin. Neden her şey çok iyi olduğu halde için dopdolu olur zaman zaman?
Hormonlar…belki de. Belki de tek sebebi kadın olmak ve hormonlardır. O zaman sevgili hemcinslerim nedir bu hormonlarımızın bize çektirdikleri?
Buna rağmen var mıdır kadın olmaktan bu sebeple vazgeçmek isteyen. Pek sanmam. :) Belki fazla kendini beğenmişlik ya da daha doğrusu cinsini beğenmişlik gibi gelecek ama “çok güzeldir kadın olmak”. O ayrıcalığın farkına varmak güzeldir.
Ancak kadınsanız ya da kadın olabilirseniz anlarsınız, kadın gibi hissetmenin ne olduğunu ve kadınların ne istediğini.
Neyse sözün özü bana ara ara öyle ağlama krizleri gelir. Sebepli sebepsiz. Bazen sebepli bazen sebepsiz. Neden ağladığını bilmeden ağlamak çok tuhaftır. İçin sıkılır, daralırsın. Bir…

2010'da da yazmak

2010’da da yazacak bir şeyler bulur muyuz? Bence buluruz :)

Yazacak bir şeyler bulmak. Yazmak, ne güzel. Köşe yazarı olmak. Ama hangi köşe, ne köşesi? Yaz köşesi, kış köşesi?

Gazete köşesi, blog köşesi, defter köşesi ya da not defterinin kıyısı, köşesi :)
yazmak işte, kıyıya ya da köşeye farketmez, bir yerlere yazmak sadece :)

Mutlu yıllar, mutlu yazılar :)

Kıskandım

Dün klasik bir holywood filmi izledik. “Marley and me”. İşte öle bir film ama asıl mevzu o filmin insanda uyandırdığı kıskançlık hissi. Gerçekten çok sinir bozucu ya. Genç ve evli bir çiftimiz var. İkisi de gazeteci. Mükemmel bir evde yaşıyorlar. En küçük evleri bile bahçeli falan süper. Bir köpekleri var ve filmin sonuna kadar 3 çocukları oluyor. Ve işin tuhaf tarafı tüm şartlarına rağmen aslında bunun hiç de kolay bir hayat olmadığı fikri var. Yani sizinki de kolay değilse biz ölelim madem.
İş saatleri gayet esnek. Kadın 2.çocuğu olacağını öğrendiğinde işi bırakabiliyor mesela. Ohh ne ala.
Ya bir de bizim hiçbir zaman öyle evlerimiz ve öyle bir hayatımız olmayacak ya. Ama mevzu oradaki lüks değil, gerçekten. Mevzuu bahçeli bir eve sahip olabilmenin burada nasıl bir lüks olduğu.
Tabi bir yandan da izlerken bir köpeğe sahip olmanın nasıl bir zorluk olduğunu da daha çok anlıyor insan. Hiç kolay bir şey değil ya. Hayatını ona göre organize etmen lazım. Uff yani bence çok zor. Ben kendi …

Parmaklarımı çıtlatmamın cazibesi

Vücudunla ilgili özgürce yapamadığın şeyler vardır. Ne zordur!
Mesela belin rahatsızdır eğilemez, kalkamazsın. Şişman olduğunu düşünüyorsundur rahatça yemek yiyemezsin ya da şeker hastasısındır yine istediğini yiyemezsin.
Mesela ben şimdi parmaklarımı çıtlatmamak için büyük çaba harcıyorum. Çünkü çıtlatınca ağrıyorlar çok, ama içimde engel olamayacağım bir çıtlatma isteği oluyor. Aklım sürekli parmaklarımda. Bazen unutuyorum bazen de amannn nolcak ya bir şey olmaz diyerek çıtlatıveriyorum ama sonrası hiç hoş olmuyor .
Bir de soğan yemeyi çok severim ben. Salatada ya da yeşil mercimek yemeğinin yanında. Offf ne de güzel olur kuru soğan. Ama sonra yediğim tüm o soğanlar midemi oldukça kötü şekilde yakarlar.
Yani evet kötü bir şey yapıyorum ama bu anlattıklarıma ulaşmak için içimde hissettiğim güç çok daha çekici. Evet sonucun kötü olacağını biliyorum ama onu yapmamak için de kendimi tutamıyorum ya da tutmuyorum diyelim.
Bunlar küçük şeyler peki ya diğerleri. İnsanın hayatında kendini en…