Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yalnızlık

Başlık fena halde beklenti yaratıyor olabilir. Ama tahminim o kadarı olmayacak bu yazıda. Sadece yalnızlıkla ilgili bildiklerimi sıralamaya çalışacağım biraz.

Yalnızlıkla ilgili çok yazılıp çizilmiş esasında. Çok mit var. Çok boş laf var. Çok gerçek şiirler var. Çok şarkı var mesela yalnızlık üzerine ama bir de onu yaşamak var. Yaşamak en güzeli. Tadı başka. Her şeyde olduğu gibi yaşamak en güzeli. Yaşayarak görmek en güzeli.
Bu konuda bildiğim bir şey varsa o da "yalnızlığın en kolay yalnız değilken yaşandığı". Tıpkı şu an benim yaşadığım gibi. Anlık yalnızlıklar. Aslında buna daha çok, sakinlik, durma hali de diyebiliriz.

Ama asıl yalnızlık başka bir şeydir. Hani kemiklerinin içinde, iliklerinde hissettiğin bir şey vardır ya, işte odur yalnızlık. Çürüdüğünü hissettirir bazen insana. Güçsüz kılar. Soğuktur. Üşütür hem de fena halde üşütür. Dondurur bazen. Buz kesersin. Ellerin buz keser, ayakların, ayak parmakların, kalbin, yağların, damarların, dudakların, beynin...
Anlamsı…

Üşüyerek seksi olamazsın.

Evet gerçekten öyle. Güzel kızlar hiçbir zaman üşümez. Hava buz gibi soğuk olsa da onlarda adeta bir içten ısıtma sistemi var gibidir. Kısa ve incecik montlarla karın altında gezebilirler mesela. Örneğin bere; siz hiç gerçekten güzel bir kızın kapkalın, gerçek amacı ısıtmak olan bir bere taktığını gördünüz mü? Ben görmedim. Onlar genelde hafif saçın küçük bir kısmını kapatan ama süper şık görünen bereler takarlar ve tabiki eldivensiz ya da parmaksız eldivenle geçirirler kışı.

Eğer gerçekten seksi görünmek istiyorsan kesinlikle üşümemeyi öğrenmelisin. :) Şaka yapmyorum ya. Hayvan gibi bir kaban ve yüzünü gözünü kapatan tüm aksesuarlarla nereye kadar...:)

Düşünceler

Kafamın içi düşüncelerle dolu. Bulaşık yıkarken, gazete okurken, müzik dinlerken ve belki de uyurken...Durmuyor. Sürekli bir şeyler var. Anlamlı, anlamsız ama sürekli hareket halinde. Herkeste böyle mi olur? Beyin böyle bir şey mi?
Sanki saatlerce konuşsam, düşünsem, üzerine tekrar kouşsam ve tekrar düşünsem ve birileri bana çok şaşıracağım hiç aklıma gelmemiş, hayal edemediğim şeyler anlatsa. Ne güzel olurdu hayat.
Daha az boş laf ve dopdolu düşünceler. Beslensem ben de onlardan. Kanlarını emsem belki de. Kötülük düşünsem ve iyilik. Bolca düşünsem. Eleştirmemeyi öğrensem belki de. Belki de daha sıcak olsam, daha çok insanı alsam hayatıma. Ya da var olanları daha çok deşmeye çalışsam...
Ama yoksa şöyle midir: Hani zaten varsa var, yoksa yok mudur?
Neyden mi bahsediyorum. Bence anlaması gerekenler anlamıştır.
Özel diye bir şey yok esasında. Sade diye bir şey var ama özel olmak diye bir şey yok. Ya da varsa da çok var.
Çoğunluk değil belki ama yine de çok var.
Off ya yine dağldı her şey.

KAYBEDENLER KULÜBÜ

Kaygısızlık. Eğlenceli :) Boşluk değil hissettirdiği aksine doluluk. Kimisine göre bayağı belki de ama kesinlikle zekice.
Sade aslında, hayatın kendisi gibi. Ya da olması gerektiği gibi.
Seks gibi, seksi konuşabilmek gibi ya da yazabilmek. Ama ne mümkün...
Kurallar gibi. Kabul edilenler gibi. Neyse işte anladınız siz onu. Aynı tas aynı hamam aslında her şey ama güzeldi.
Önceden uyarıyorum; filme gidip çıkınca da salak salak yorumlar yapacaksanız hiç gitmeyin, gittiyseniz de yapmayın. Yazık etmeyin. Tadını çıkarın.

iyi seyirler.

İçim taşar bazen...

İçiniz taşar mı bazen? Benim taşar.
Koşmak, dans etmek deli gibi...Hatta sahneye atlamak, şarkı söylemek belki haykırarak. nedir bu bilmem ben. Sadece hissederim arada. Sanki dünyayı değiştirebilecek gücü hissederim içimde.
Ama kendimi değiştirecek gücü hissetmek en zoru. Bir gün onu hissedersem, belki bir gün...Belki kendime doğru akarım hızla kim bilir? Kendime doğru taşarım, kim bilir?

Sevgiler.

Yine "ben"...Hep "ben"...Dert "ben"...

Nerden başlasam? Nasıl anlatsam?
Neden başlamalıyım? Neden anlatmalıyım? Bilmem. Belki de sadece ben olduğum için sadece ben böyle olduğum için...
Nasıl olduğum için? Bilmiyorum belki de sadece olduğum için...
Var olduğum için.
Belki de sadece varlık sorgusunda olduğum için.
Bazen ölesiye sıkılıyorum her şeyden.
Dır dır eden olmak istemiyorum ama bazen kafamın içindekiler fışkırmak istiyorlar. Gerçi uzunca süredir radikallikten uzakta hayatım ve tabi fikirlerim. Pek tabi fikirleri hiç bir şey sınırlayamaz. Bilirim düşünmenin ve kendini yemenin sınırı yoktur ve her daim yapabilirim ben de bunu ama yine de yaşam fikirlerini de şekillendirir bazen.
Uçamazsın, uçmaman gerekir topluluğa kabul edilmen için. Mesela ben bambaşka şeyler konuşulsun istiyorum diyebilir mi günümün sosyal insanı? Diyemez, çünkü ortak olmalı bir paylaşım olmalı bir orta nokta olmalı. Doğru. Öyle. Ama ya sıkıntı, iç bunaltısı. Bitmeyen sohbetler ama sohbet olmayanlar aslında.

Peki ben neredeyim? Nerden başlasam, nasıl…

Bir lokma fazla...

Neden her şey, hep benim yiyebileceğimden bir lokma fazla. Oturduğum her sofrada muhakkak bir lokma bırakıyorum geride. Hiç olmaza muhakkak bir lokma fazla. :(

Acaba hayat da öyle mi?...

Hep bir lokma fazla mı?

Tuhaf

Tanımadığım bir kadının fotoğrafı asılı yakamda ve kızı perişan duruyor karşımda. Mekan, kanlıca camii. Ne tuhaf...
O kadar güzel bir yerle ölümün ne alakası olabilir ki?
Tanımadığım biri için gözümden bir kaç damla yaş süzülüyor. Üzülüyorum. Ölüm kime olursa, nerde olursa olsun ölüm işte. Soğuk :(