Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Üşümek ve Üşümeyenler

Kış. Soğuk hava, yağmur, don. Donmak ve ben. Aynen öyle.
Kış gelince ben hep üşürüm. Aslında ben yazın bile üşüyebilenlerdenim. Düşünün artık
Yani evet belki biraz fazla üşüyor olabilirim ama burada yazmak istediklerim hiç üşümeyen insan topluluğu. Bu konuya değinmek istiyordum, ofiste de konu açılınca tamam dedim tek değilim. Benim kadar üşümeyen yöneticim bile üşümeyen insanlardan konu açınca tamam dedim bunu yazayım ben.
Kendimi bildim bileli üşürüm ben. Kimisi kansızlıktan der, gider test yaptırırım bir şey çıkmaz. Kimisi az yemekten der, denerim çok yediğimde de üşürüm. Kimisi psikolojik der onu hele hiç anlamam. Kısacası soğuk havalar benim için kabus. Hele hem soğuk hem yağmur varsa oooo çıkarmayın beni sokağa mümkünse.
Buna rağmen koskoca 5 yılımı soğuk havasıyla meşhur, buz gibi Eskişehir’de geçirdim ben. Nasıl mı? Şöyle; bir kere lahana gibi giyinirdim. Atlet, tşört, ince swit, hırka gibi. Sonra dışarı çıkarken kalın kabanım, onun içinden tüm boynumu ve yüzüm kapatan atkım, b…

Bazıları hikayeleri çok sever

Bazıları hikayeleri çok sever. Öyle sever ki kendinin de bir hikayesi olsun ister. Öyle ister ki bu hayatının yegane amacı oluverir. Bir hikaye edinebilmek için çabalar, çırpınır durur.
Kimisi bir peri masalı ister. Ben seveyim, o aşkımdan ölsün, dağlara vursun kendini Ferhat misali. O kadar sevileyim ki gözlerim görmez olsun. Olsun olmasına da o görmezlik gerçek hayata da yansıyıverir. O istenen hikayeler hiç de istendiği gibi olmaz.
Çocuklarıma anlatayım diye yaşanmaz çünkü hayat. Sen yaşarsın olay kendiliğinden örülüverir. Sen yaşarsın acılar hop seni ele geçirir. Sen yaşarsın bir bakmışsın ummadığın bir aşk seni buluvermiş.
Kimisi kahramanları öyle sever ki onlar gibi olabilmek için, onlar gibi görünebilmek için çabalar durur. Ama olmaz…olmaz işte. Siz özendiğiniz gibi olmazsınız, olamazsınız. Yapay durur olmaz. Sadece siz olursanız, içinizden geldiği gibi olursanız belki o zaman bir kahramana benzetilirsiniz. Ama bunu da yine siz değil başkaları söyler ya da öyle olmalıdır.
Ah bi…

Artık Hiçbir Şey Öğrencilikteki Gibi Olamayacak

Dün servisle eve dönüyorum. Camdan bakınıyorum tabi bir yandan. Bir baktım camın arkasında iki arkadaş telaşsızca yürüyorlar. Kılık kıyafetlerinden belli muhtemelen üniversiteliler. Aman tanrım o anda beynimde daha önce de defalarca olduğu gibi bir şimşek çakıverdi, bir daha hayatım hiçbir zaman üniversitede ki gibi olmayacak, olamayacak. Offf..işte bu çok fena içime oturdu. Bunun nasıl bir his olduğunu mezun olalı birkaç yıl olmuş olan herkes çok iyi bilir.
İş hayatını dedikleri şeyi hiç sevmezsiniz. Yıllarca beklediğim, özgürlüğü sağlayan –maddi özgürlük- hayat bu muymuş dersin? Yani hani her şey çok güzel olacaktı? Hani ya? Hayat neden bu kadar zormuş ki? Eskişehir güzeldi. Para azdı ama onu sen kazanmadığın için her şey daha kolaydı. Saatlerin tamamen sana aitti. Özgürlük ne güzel bir şeymiş ya.
Gündüz vakti arkadaşlarınla dışarılarda olmak ne güzel bir şeymiş. Nasıl kıymet bilmek gerekirmiş. Nasıl da farkında değilmişiz ya.
Mesela Eskişehir’den gelirdim tatillerde ya da aslında v…

Kabusum Sayılar

Sayılar neden bu kadar zor? Yani her anlamda diyorum, neden benim için bu kadar zorlar? Kelimeleri ne kadar seviyorsam sayılardan o kadar kaçıyorum. Ne kadar denersem deneyeyim olmuyor olmuyor…bir çok şeye kafam basıyorken devreye sayılar girdiğinde tam olarak bir aptal oluyorum. Oradan estağfurullah falan dediğinizi duyar gibiyim ancak durum bu ne yazık ki.
Mesela ortaokuldaydım sınavlar var o zaman Anadolu liseleri için annem de bana özel ders aldırıyo falan tabi matematikten. Uğraşınca yapıyorum ama pratik sıfır. Yani kafadan bişeyleri hesaplamak, bu en basit işlem bile olsa benim için mümkün değil…ve inanın ki ben bu duruma çok ama çok üzülüyorum. Bir ara cidden ders mi alsam diye bile düşündüm. Bana birileri bu pratik matematiksel şeyleri öğretebilir mi diye…
Ben alışverişlerdeki indirimleri bile hesaplayamıyorum %’deler benim için bir kabus. Çarpmak, bölmek, oran hesaplamak Tam bir kabus kısacası.
İlkokula başlamadan annemin işyerine giderdim. Oradaki doktorlara falan resimler çi…

Güzel bayır, çirkin bayır, bizim bayır…

Ben ilkokulu bitirene kadar Eyüp’te yüksek bir tepede geçirdik hayatımızı. Eve gitmek için çıkılan bayır öyle böyle değildi. E tabi bir de çocuğum, öyle düşünün. Her gün okul çıkışı annemle eve dönüyoruz tabi kütük gibi olan sırt çantamı annem taşıyor. O bayırı minik minik adımlar ve annemin hadi kızım hadi söylemleri eşliğinde çıkardım her akşam.

Sonra tabi bir de gezmeye gitme fasılları vardı. Diyelim ki birine gittik. Dönüşte de saat geç oldu ve o kişinin arabası var Allahım nasıl mutlu olurdum “sizi eve bırakalım” teklifi gelince. Çok uykum olsa da o bayırı arabayla çıkıyor olmanın keyfi bir başka olurdu. Babama ısrarla araba alalım derdim. Babam da araba alacak paramız olmadığını söylerdi. Bizim bayırın yarısına geldiğinizde Rüstem vardır. Herkes onu öyle çağırır küçücük çocuktuk ama biz de Rüstem amca falan demezdik, “Rüstem” derdik. Atları vardı ve tabi at arabası. Ben de hep babama bu sebeple at abrası da mı alamayız baba derdim. Güler geçermiş tabi bizimkiler ama bilmezler ta…

Neymiş huzur?

Her şeyi bilmeyin, her şey mükemmel olmasın. Herkesi sevmeyin mesela. Herkes de sizi sevmesin. Bazı şeyler vardır sadece olan. Var olan. Var olanla, olan aynı şeyler midir? Değildir.
Etrafınızdakilerle itişip kakışmayın desem içi boş kalıcak, ama demek istediğim daha başka bişey. Huzur aslında biraz. Huzur neyle gelir derseniz? İşte o biraz karışık daha doğrusu değişken. Herkese göre başka. Kimisi didişerek bulur huzuru o zaman didişin ne ala. Ama bi durun, daha doğrusu durmayın ve ısrarla yaşayın ve tecrübe edin ki bilelim neymiş huzur, nerdeymiş?
Huzur, tuhaf bir kelime aslında. Hani sanki sakinlik mi demek huzur. Ya da sakinlik tam olarak nedir ki? Sanırım huzuru biraz deşmek lazım.
Nedir yani; sakince dinlenmek? Alışveriş yapmak gönlünce? Çocuk sevmek? Uyumak? Uyanmak? Durmak, hiçbir şey yapmamak? Çok şey yapmak? Kanıtlamak? Takdir görmek? Sevdalanmak? Dağılmak?
Hangisi?
Var mı böyle bir şey? Yok sanırım. Tam cevap bende de yok. Ama çekip gitmek mi diye düşünüyorum bazen ve sonra yi…

Kelimeler akar...

Aslında harfler dökülürken kağıda kendi yollarında ilerler. Kendi yolunda ilerler..yazanın yolunda ilerler. Kimisi betimlemedir mesela, kimisini karmaşa, kimisini dinginlik, kimisini vesaire vesaire tanımlar. Akar gider kelimeler kendi yolunda.
Mesela yazarken yapılan kelime tercihleri…onlarda yazanla bağlantılıdır. Geçmişini niteler. Kelimeler casustur aynı zamanda. Nereye gider, nerden gelir, kimdir…fısıldar aslında duyan kulaklara.
Kelimelerdir dolu dolu anlatan tatil anılarını ya da aya çıkıp da neler yapacağımızı.
Bilimdir kelimler, sanattır, felsefedir.
Şiirdir en önemlisi. Duygudur yani.
Ve tabi küfürdür, cehalettir.
Tanımlamadır tüm bunlar, tanımlar bizi ve sizi. “Sayın” der kimisi, kimisi “canım”. Mesafedir kelimeler. Mesafesizliktir, samimiyettir, samimiyetsizliktir.
Nefrettir, beladır.
Aşktır.
Acıdır. Ölümüdür sevdiğinin. “Ciğerim yanar”dır kelimeler.
Amadır, belkidir.
Aşağılamaktır kelimeler, aşağılanmaktır. “Ne işe yararsın ki sen”dir.
Acımaktır kelimeler, “yazık”tır. Acımaya…

Modern hapishaneler – İşyerleri

Neden hapishane olarak niteliyorum ki işyerlerini? Şöyle ki; evet elbette çalışıyoruz, çalışmak durumundayız ve bu emek sonucunda hayatta kalabilmek için bir miktar para kazanıyoruz. Ama olaya biraz daha başka bir yerden bakmaya çalıştığınızda işyerleri aslında modern hapishaneler diyebiliriz.
Hangimizin yaptığı iş gerçekten her anı dolu dolu olan ve çalışılmayan bir an bile olmayan bir iştir ki. Yani şunu demek istiyorum. Her sabah genel olarak 6 gibi kalkan çalışan sınıf, hiç sekmeden işyerlerine gidiyorlar. Bir önceki gece ister çocuk sabaha kadar uyumamış olsun, ister sabaha kadar başınız ağrımış olsun siz o dört duvar arasında olmak zorundasınız. Bu da yetmez eğer bir gün izin kullanmak istiyorsanız bunun haklı bir izin olduğuna ilgili ya da ilgisiz herkesi inandırmanız lazım yoksa durduk yere güvenilmez kişi oluverirsiniz.
Neyse sabahları gideriz işyerlerimize, sonra akşama kadar işin yapısına göre ya masa başında ya da başka türlü işimizi yaparız. Diyelim ki o gün öyle bir gün …

SEL ve Şehitler

09.09.09 Halbuki bu sabah tarihe baktığımda ne güzel bi tarih diye geçirmiştim içimden. Ama diilmiş, göründüğü gibi diilmiş. Kötü başladı gün ve kötü bitti. Dün zaten Trakya fena durumdaydı sel berbat etmişti heryeri. Bugün de İstanbul gitti. 30 kişinin öldüğü haberi geldi. Tırlarda uyuyan tır şoförleri uykularında öldüler. İnsanlar durup dururken sabah işlerine giderken yolda resmen "ölüverdiler". bu kadar basit işte, bu kadar ucuz hayatlarımız. Suçlu aramak diil amaç ama o insanların ailelerinin acısını ne hafifleticek? Ne hafifletebilir? Ben hazmedemezdim gibi geliyo, elden bişey gelmez evet ama zor işte çok zor.
Sel bi yandan ezip geçerken bi yandan da şehit haberleri geldi iki gün ard arda:( bu acı hele öyle tarifsizdir ki. Çözülebilecek bi sorun uğruna birileri birilerini öldürüyo. Muhtemelen en az, ölenlerin ilgisi var olaylarla. Yani en az onlar biliyo işin iç yüzünü. Neden bu savaşın bitmediğini, neden vatan sağ olsun diye diye öldüklerini. Çocuklarını vatan sağ ols…

Daralmak

Daralmak, evet genelde daralırım ben. Ciddi söylüyorum havalarla bi ilgisi yok ben genelde daralırım. Neden, çünkü enerjisi düşük biriyim ben. Yani öyleymişim! Çoğu insan söyler bunu bana. Hatta bazen bunun annemin bana hamileyken çok da mutlu olmayışına kadar vardırırız bazen. Yani benim yüzümden akar mutsuzluk. Mesela ben gayet normal öylece dururum ve yanımdakiler der ki, "noldu bişey mi var" "yooo" derim ben de genelde.
E bunu benim için zor zor olmasına da aslında etrafımdakiler için daha zor galiba. Yani sevgilim, annem, arkadaşlarım falan işte...Yani işte enerjisi düşük bi insanım ben bunu kabul ediyorum ve bu kabullenmişlikle değiştirmek de istiyorum kendimi.
İnternette bakındım da bi sürü şey önermişler bu enerji düşüklüğüyle iligili, yani benim bu daha ana rahminde oluştuğunu düşündüğüm durum için baya konular yapılmış, kafalar yorulmuş internet dediğimiz mecrada.
Neler demişler:
1-Spor yapınız -tabi canım ne demek, yahu ben eve gelince yemek yerken bile y…

Şizofrenik mi ne (?)

Aslında gerçekten hayal ettikçe yaşar insan. Tuhaf, iniş ve çıkışlar olur iç denizlerde. Dalgalar yükselir boğar beni, seni ve de onu, onları...sonra çekilir dalgalar ve öylece kalırsın ıssız, sessiz, susuz ve umutsuz ama anlayamam ben çoğu zaman dalgalar mı iyi, sığ sular mı, susuzluk, kuraklık mı yoksa...
Sürekli bi umutla mı yaşanır yoksa tam tersi mi? Ne çok şey var istediğim, onlara kavuşamamak mı daha tatlı acaba? Yok ya ne tadı olsa olsa kandırmacadır bu.
Bak işte dağınık demek ki her şey, cümleler bile darmadağınık.
Gerçekten bi tercih mi yapmak lazım. Hayat gerçekten bu mu yani? Tercihlerden mi ibaret? Burada olmak ya da olmamak mı mesele. Ben nerdeyim ki? Sen nerdesin ya da? herkes farkında mı nerede olduğunun? Yine şizofren yazılar mı gıdıklar oldu beni. Bitmez mi bu sorgu sual hiç? Varoldukça ben, sen, o, biz, siz, onlar hep mi olucak bu sorgulama hali...!(?)

Eskilerden...

Şimdi şöyle oluyor bazı eski şeyler yazıcam buraya. Hoşuma giden bazı eski yazılar. Öle işte...İlkiyle başlıyorum.

Tarih: 4 Şubat 2002
Kırmızı vardı hep, sonra mavi çıktı ortaya. Sevişmeyi denediler, sevdiler sevişmeyi ve mor geldi dünyaya. Moru seçti insanlar, mavi üzgün ama sessiz, kırmızı öfkeli...Ama tutamadılar kendilerini çünkü sevdiler bir kere sevişmeyi...

Tarih: Şubat 2002
Hayallerini üflediler, balon yapıp uçurdular...Aşklarını üflediler, balon yapıp uçurdular...Hüzünlerini üflediler, balon yapıp uçurdular...Sadece üflediler balon yapıp uçurdular...Anladılar ki marifet ne hayallerde ne aşklarda ne de hüzünlerdeymiş, marifet üflemekteymiş...:) (Eğlenceli bence bu yazı)

Tarih: 2002
Anlamsızlıkların gerçek anlam olduğunu anladığım günden beri daha çok anlam yükleyip, daha çok anlamsızlık yaratmaya böylece diğerlerinin anlamsızlıklarıyla buluşmayı bekliyorum bi yerde..bi zamanda..

Tarih: 2001
Gece çöktü, içim çöktü, çöküntü bi içle yaşamayı deniyorum...beceremiyorum.

Tarih: 2001
Yabancıy…

Her Şey Olacağına Varıyormuş...

Slmlar...
Evet sonunda aylardır planlanan, insanın hayatında bir kez olacağına odaklandığı bu nedenle hayli stresli geçen, her şey istediği gibi olsun istediği bir süreçten çıkalı 1 hafta kadar oldu. Nedir o? Evlilik, düğün vs...
Offf yani. Neden of? Öncelikle çok yorucu. Her anlamda; maddi, manevi, fiziksel...Sonsasındaki off sebebim ise benim düğünümde planladığım hiç bir şeyin planladığım gibi gitmemiş olması. :( Üzücü diil mi? Bnece de öyleydi yani bittiğinden beri uyuyorsam rüyamda uyumuyosam düşüncelerimde o geceyi düşünmeden edemiyorum.
Hayatım boyunca düğün hayalleri ve planları yapan biri olmadım. Küçümseme yok bu cümlede "cidden olmadım". Hatta düğüne hazırlık sürecinde de bir çok arkadaşıma, yakınıma göre oldukça heycansızdım (!) Neyse sadece istediğim bir, iki şey vardı. Bir yaz düğünü:) bütçemiz elverdiğince kır düğününe yakın bir şey. Bunun için İstanbul bizi aşacaktı ve Edirne'de bir mekan bulmaya karar verdik ki bulduk da. Diğer istediğim şeylerden biri müz…

Seçtim, seçtin, seçti...

Şimdi şöyle oluyor; bir topluluk var, insanlar, bir arada yaşıyoruz. Bir gök altında, denizimiz, soluduğumuz hava aynı. Ama gerisi binbir dünya. Herkes bambaşka ya da herkes aynı.
Neyse sonra demokrasi var. Çoğunluğun ne dediğini önemseyen bir sistem. Güzel bişey gibi geliyorken kulağa yansıyanlar her zaman öyle olmuyor ya da hoşumuza gitmeyebiliyor.
İşte seçtik yine. Sandıklara gidildi, ne olduğunu bile bilmediğimiz alavere dalavereler yaşandı. Seçti insanlar ve yönetimler belirlendi. Mükemmel seçimler doğrusu...he benim hoşuma gitmiyo diye kötü mü olmalı di mi? yooo..öle de değil ama gerçekten şu bana artık inanılmaz salakça geliyo. Neden çoğunluğun dediği iyi olsun ki..çoğunluk cahil ne yazık ki, çoğunluk okumuyo bile, çoğunluk dogmalarla yaşıyo, çoğunluk düşünmüyo bile. Şimdi bu çoğunluk benim yaşıyacağım yerdeki yöneticileri belirliyecek öle mi? Pehhh.... ki belirliyo. Ve saygıdeğer Tayyip efendi hazretleri bunun üzerine biz halktan oy alıyoruz diyo, gerçek halk buymuş. Yani anla…

Bayadır yazmıyorum

Neden bilmiyorum bayadır yazmıyorum. Aklıma sürekli bişeyler geliyo, heh bundan bahsediyim diyorum ama yok yazmıyorum.
Bu arada naptım?
İzmir'e gittim iş için, hava soğuktu tadı yoktu İzmir'in. Ondan önce çok fena hasta oldum:( 3 gün yatağa yapışık yaşadım. Bidaha amaaann haa derken yine nezleyim, boğazım ağrıyo ama bu defa yıkılmadım ayaktayım. İyiyim yani, sadece klasik bitkinlik, sabahları bastıran halsizlik, boğaz ağrısı falan falan...
Ruhen nasılım?
Tuhaf. Yani tam nasıl bilmiyorum ama değişmekteyim, gelişmekteyim. En azından öyle hissediyorum.
Yine bişey yazmamış oldum gibi...öle işte.

Uykusuz

Uykusuz okuyo musunuz? Bence okumalısınız. Bence süper:) yani ben çok eğleniyorum. Her hafta sabırsızlıkla bekliyorum. Uğur Gürsoy, Umut Sarıkaya, Ersin Karabulut ve bunun gibi isimler güzel işler yapıyolar. Ve evet itiraf ediyorum ben yaptıkları işi çok kıskanıyorum:) :P evet kıskanıyorum. Bi kere süper bi zeka göstergesi ordaki bi çok iş. Bazılarıysa sadece eğlenmek için gibi yani şunu demek istiyorum kendi eğlendikleri işleri oraya koyuyolar sanırım. Ama çoookk kafa patlattıklarına eminim.
Yapılan işin özünde evet yetenek var bunu es geçemeyiz ama aslolan bir başka şeyse "gözlem yeteneği". Sıradan şeyler var o yazılarda ve karikatürlerde ama inan ya da inanma ya da öyle gör ya da görme bence ciddi bi felsefe bu yapılan. Sorgulama..direniş bir nevi. Belki kendileri de böyle tanımlamıycaktır bunu ama ben öyle görüyorum. İnanılmaz sıradan görünen şeyler okuduğunda sana kahkahalar attıran, sadece tebessüm ettiren ya da geyik gibi yazılan bir yazı üzerine saatlerce düşünmeni s…

Yaşarken yazmak, yazarken yaşamak

Yazmak, yaşamak...yazmadan yaşamak..Nasıl yani? İnsan yazmadan durabilir mi? Yazmayan insan olabilir mi? Kendimi bildim bileli yazıyorum bişeyler. Anlamlı ya da anlamsız hiç düşünmedim bu şekilde sadece yazıyorum önemi de yok aslında. Ben sadece kendimi tutamadığım için yazıyorum. Ve sanki herkes böyledir gibi geliyo bana. Kıyıda köşede muhakkak bi defter vardır gibi.
Birikim, birikmesi, içinde birikmesi, bişeylerin birikmesi...Biriken şeyler var ve dışarı çıkmalı, yazılmalı ve anlatılmalı belki paylaşılmalı ama uçan sözlerdense kalan satırlar daha güzel:) Bir derdinin olması şarkıdaki gibi tıpkı, onu tutamamak içinde.
Ben kendimi yazdım hep ya da birilerini, duyguları, fikirleri. Benim olanları yazdım hep. Bi şekilde ortak olabildiklerimi yazdım. Ama hayal etmedim hiç, bi dünya kurmayı denemedim. İnsanlar, olaylar, hüzünler yaratmadım. Tanrılaşmadım hiç. Belki bi gün bir hikaye benimle varolur kim bilir? Tanrıcılık oynarım belki...
Okumak güzel ya hani yazmak daha da güzel sanki:)

Bazıları ve Diğerleri

Bazıları daha farklıdır. Diğerleriyse anlamaz, nedir bu anlam veremez.
Bazıları öyledir. Kimisi dalga geçer, kimisi küçümser. Kimisi sırf bu yüzden "bazıları"ndan olmaktan vazgeçer. Bazılarından olduğunu saklar. İki tarafa da hoş görünür. Dengeyi kurar, bir nevi iki yüzlülük yapar. Dengeyle gelen dengesizliğe sebep olur aslında. Kendi ruhundaki dengesizliğe.
Diğerleri yukarda yaşar, daha rahat nefes alırlar ama bazıları yukarıda boğulur. Biri aşağıda, biri yukarıda boğuluyo, e bırakın o zaman herkes istediği yerde dursun. Bırakın da durabilsin.

Büyüyorum

Büyüyorum sanki.
Büyüdüğümü hissediyorum.
Her şarkıda, filmde, kitapta, insanda, yemekte, yazıda, yorumda, ölümde, yaşamda, sevgide, nefrette, yağmrda, çamurda, fırtınada, güneşte, düşte, düşümde, düyamda, dünyada...büyüdüğümü hissediyorum. Yaşlanmak değil bu, büyümek. Kendimi hiç de yaşlanıyo gibi hissetmiyorum aksine küçük bir kız büyüyor hala sanki...Bir sürü şey öğrenerek, hissederek, bilmedikleri hakkında ahkam keserek.
Seviyorum büyümeyi, olgunlaşmayı. Bir şey için başka düşünürken fikrimin değişmesini seviyorum. Değişim güzel, farklılık ve farkına varmak. Özümsemek. Yavaş yavaş değişiyo hep bi şeyler. Hayatı algılayışım değişiyo eminim daha da değişecek. Umarım da değişir. Kendimden fikirlerimden hoşnut olmadığımdan mı? Hayır. Tam tersi şu an ki beni çok seviyorum ama aynı beni 20 yıl sonrada seversem ortada bi sorun var gibi. Yani değişiyo her şey ve biz..ve fikirler..ve beğeniler...ve ben.
Büyümek güzel. Ama yaşlanmak nasıldır onu bilmiyorum:)

Kadınlar ve Erkeklere

Aslında hiç bir şey vazgeçilmez değildir, geri dönülmez ya da affedilmez de değildir. Neden olsun ki! Olmamalı...Bu kadar keskin mi olmalı her şey? Beni aldatırsa onu asla affetmem ya da onsuz asla yaşayamam. Başka bir ya da; kesinlikle geri adım atamam...vesaire vesaire...Öyle mi gerçekten? Gerçekten bunun gibi kararlar aldığımızda yani özünde kendimin olduğumuzda, taviz vermediğimizde daha "doğru insan" mı oluyoruz ya da daha önemlisin daha mı mutlu oluyoruz? Ben hiçte öyle olduğunu düşünmüyorum.
Kendinden, özellikle ilişkilerde taviz vermek kötü sonuçlara yol açabiliyo, özellikle saygı kaybedildiği halde devam eden ilişkilerde ama şunu düşünmeden edemiyorum acaba gerçek olan nedir? Yani diyelim ki bir adam/kadın sevdiği kadını/adamı aldattı, şiddet gösterdi ya da çok üzücü bir şey söyledi. Evet bunların hepsi berbat şeyler, ilişkiyi yıpratan ve bişeyleri derinden yok eden şeyler. Ama şunu hiç duymadınız mı, örneğin kadın sürekli şiddet görüyordur, diyelim ki maddiyat fala…

Canım Ananem

Ölmek, ölüm...Hep ağlatır mı? Öleni, kalanı..napar ölüm bize. Fena yapar. Çok kayıp yaşamadım ama canım ananem göçtüğünde buralardan hissettiğim ilk şeylerden biri pişmanlık oldu. Neden yaşlı olduğunu, yakında gidiceğini bile bile onunla daha çok zaman geçirmedim. Neden daha çok elini tutmadım, yanında daha fazla yatmadım. Neden daha fazla "kızanım" deyişini duymadım.
Öyle çok özlüyorum ki onu...tarifi yok biliyorum bunun. Onları yani "çok sevdiklerini" kaybedenler anlar sadece. Çok zordur. Boğazına düğümlenmesi bişeylerin. Onu bi daha göremeyeceğini düşünmek değil onu görememek çok zordur. Ne yaparsan yap onsuzluğa alışmak zorundasındır. Neden dersin bi çok kez, neden? Böyle çünkü...
Bi keresinde, ilk yılıydı sanırım ölümünün, dedim ki keşke bu kadar sevmeseydim keşke beni bu kadar sevdiğini bilmeseydim, bu kadar üzülmezdim. Sonra canım aşkım bana dedi ki "sakın böyle düşünme çünkü bu güzel ne kadar acı verse de bu güzel. Böyle sevmiş ve sevilmiş olmak güzel.&…

Issızlaşmak

Pislik, kalabalık, keşmekeş, dağınık...
Sadelik, dinginlik, huzur, gerçek...
Kaos, düzen, sempati, nefret...Tüm duygular, iç içe geçmişlik...
Sığamamak, sığdıramamak.
Bilmek, onu bilmek, sevdiğini. Elini tutmak, sevişmek, elini tutarak sevişmek...Sarılmak sımsıkı, hiç olmadık zamanda avucunun içini öpmek. Yüzünü sevmek. Hayal etmek. Güzel yemek yapmak. Tadının damağında kalması.
Ayrılmak. Çok sevmek ama ayrılmak. Bir daha görmemek. Görsen de gölünce sevememek. Yalnız, yapayalnız kalmak.
Issızlaşmak.

Yeni değil "Issız Adam"dan sonra yazmıştım burada da paylaşayım dedim sevgili okurlar:) Elifler..Ayşegüller ve daha niceleri:P

Ortaya karışık

Dünya değişip büyükler için daha da büyük olurken, çocuklar için eskide kalsa, kalabilse. Onlara saf bi dünya kalsa, masallarla dolu. Ağaçların, çiçeklerin "yeni dünyadaki" gibi taze olduğu, nefes alabilen bi dünya. Düşümdeki dünya...
Neden bu konuya bu kadar duyarlılaştım bilmiyorum. Sanki yarın çocuğum olucakmış gibi, sanki onu burda büyütmemeliymişim gibi. Tuhaf...
Olgunlaşmak mı bu?


Hafta sonu Benjamin Button'ı izledim. "Geriye doğru İlerleyen saat". Güzel bi bakış. Önce sonu görmek ya da başlangıcın son olması ya da tam tersi...bebek ölmek ama ruhu yorgun bi bebek. Nasıl yani? Aslında oturtamadığım şeyler var filmde belki bi daha izlemek lazım. Daha çok kafa yormak lazım belki de.

Özledim çok...

Aklım bambaşka bir şehirde. Aklım sende...Ben sende..Öyle özledim ki seni, kokunu, yüzünü...Hiç bilmiyorum nasıl bi yerdesin. Yaşadıkların nasıl şeyler? Anlatıyosun ama öyle uzak ki anlayamıyorum sadece burdan öle ahkam kesiyorum. Ama çok merak ediyorum gerçekten nasılsın diye. İyiyim derken tam olarak nasılsın?
Hiç bi şey yapamamak. Ulaşamamak, uzanamamak... Özlemek, çok özlemek. Ama olsun geçicek zaman ve bı yıl da bahar gelicek, biliyorum gelicek.
Bu da güzel böyle sevmek, sevildiğini bilmek. Uzakta da olsan hissediyorum seni:) Sevgini biliyorum canım. Seni seviyorum:)

Sevmek, acı çekmek ve nefes almak...

Yazamıyorum uzunca zaman oldu. Fırsat bulamadım aslında.
Şimdilerde ne yapmaktayım? Pek bişey yapmıyorum aslında. Zamanı pek anlamıyorum öylece geçip gidiyo sanki...Yeni şeyler yok pek hayatımda. Ama bir yandan yepyeni bir hayata hazırlanıyorum.
Tuhaf bişey yaşadığımız, adına "hayat" dediğimiz şey. Geçen gün bi söz gördüm hatırlayamıyorum tam olarak ama bende uyandırddığı duygu şu; insan hayata sevmek, acı çekmek ve nefes almak için gelir. O sözde de sevmek vardı ama diğerlerini hatırlayamıyorum bi türlü:) Amma yarım yamalak bişey söylemiş oldum:) Neyse varsayalım ki bu benim aklıma gelmiş ve bunun üzerine yazıyorum. Çünkü hoşuma gitti bu fikir.
Sevmek, acı çekmek ve nefes almak...Hepsi de süper şeyler. Birini sevmek, senden olmayan, bambaşka bi yerde büyümüş biri. Bambaşka bi aileden gelen, belki dili, ırkı başka biri. Bir anda sevdiğiniz oluveriyo ve cümleler onun için kurulmaya başlıyo. İçini ısıtan o sıcak şey gelip yerleşiveriyo yüreğine. Sonra başka sevgiler, kardeş, ku…

Dur dedim.

Dur dedim, neyi kanıtlıyosun? Dur dedim, kime kanıtlıyosun? Dur dedim, ne için uğraşıyosun? Bu çaba dedim ne için? Yaşamak için mi? Doğru değil. Sadece yaşamak için olsa burda olmazdın. Küçücük bir yerde kocaman bir hayat kurabilirdin kendine. Bu hırs ne için? başka türlüsünü bilmediğin için mi?
Neyi kanıtlıycaksın? Kime kanıtlıycaksın?
Dur dedim. Dur ve düşün. Dur ve bekle. Dur ve dinlen. Dur ve durul. Sakin ol, yavaşla ey insan evladı. Kendine gel.
Neyi kanıtlıycaksın? Kime kanıtlıycaksın?
Hayat bu mu .......?
Bir köy. Arabesk olsun diye değil, insanlığa yakışan o olduğu için. Toprak olsun yakınımızda. Bahçemiz olsun. Güneşi karşılamayı kaçınız istemez mis gibi yaz ve kış güneşini bahçede, mis kokan çiçeklerle.
Çocukların toprağa basarak büyümeleri ne büyük bir nimet. Ne büyük bir nimetmiş de farkında değilmişiz. Ne büyük bir şansmış sokaklarda gece yarılarına kadar oyunlar oynayabilmek.
Neyi, kime kanıtlıycaksın ey kendini paralayan arkadaşım? Nedir yani? Ne olacak? Yöneticimiz bize a…

Miskin cumartesi

Sadece yazmak ..içinden geldiği gibi yazmak. Sadece ölece durmak, oturmak, miskinlik yapmak. Aslında çok işim var ama canım yapmak istemiyo. Hem miskin olmak hem dışarı çıkmak, içmek istiyorum hatta. Offf sıkıldım..

Aşkıma :)

Aslında güzel bi hikaye bizimkisi. Üniversite ilk yıl hazırlık. O zaman tanımıyorum onu. Sonra 1. sınıf..Sınıfta bi çocuk var. Sessiz kenarda duruyo genelde. Üzerinde bi hırka var morlu, bordolu, belli el örgüsü:) İngilizce dersinde kitabı yok, yanına gelebilir miyim diyo bana, bende bi heyacan ama belli etmiyorum. "Tabi" diyorum nazikçe. Yan yanayız ilk defa ve o an daha bi anlıyorum ne kadar güzel bi gülüşü olduğunu. İşte o günden sonra daha bi artıyo karın ağrılarım. Evde Çiğdem'in başını ağrıtıyorum, "ya ama çok tatlı gülüyo" diye.
Neyse zaman geçiyo iyiden iyiye arkadaş oluyoruz. Telefonlarımız var birbirimizde artık. Her yere arkadaşlarla hepbirlikte gidiyoruz ve tabi onunla. O tavlada bana yenilip duruyo. Aşkta kazanırsın diyo arkadaşları:) Ben de gülüyorum ama hiç emin olamıyorum onda da var mı bişeyler diye.
Sonra bi gün Uludağ gezisi...:) Dağın zirvesinde "benim sana bişey söylemem gerekiyo sanırım" diyo. Ve işte başlıyo her şey:)
Başlay…