Öyle çok özledim ki kendimi. Öyle çok özledim ki yazmayı. Nasıl burnumda tüter oldu hayat. Nasıl kucaklayasım var kelimelerimi, kendimi.
Nasıl kalabalık her yer..Nasıl yoğun..Nasıl dop dolu ama "offff"..
Özledim kendime dönmeyi, durup durup düşünmeyi..Anlatmayı beni bilmeyen birine kendimi. Anlaşılamamyı. Karmaşayı ama içimdeki karmaşayı.
Size de olur mu?
Oralarda mısınız siz de? Oralarda çok kalabalık mı? Bunlar hep büyümekten mi? Hep mi? Siz de sıkıldınız mı? BU kadar ciddi mi sizin de hayatınız?
İşler mi var hep? Ofis? Masalar, sandalyeler. İnsanlar. O meşhur iş ilişkileri. İdare edilenler, şans eseri sevilenler...
Herkesin akıllı ama bir sizin deli olduğunuz yerler. Size doğal gelenlerin onlara tuhaf geldiği yerler, "ofisler". Kelimenin kendisi bile sıkıcı. Kutuyu andırıyor sanki kapalı bir kutu.
Neyse, aslında konu iş değil. Dönüp dolaşıp oraya gelmesinde bilinçaltı sanırım :)
Konu ben. Konu kendim. Konu hayat. Konu özlemler.
Görüşülemeyen dostlar. Onların sevgileri. Onları özlemek. Görüşülemeyen anneler, babalar, ablalar, tatlı bebekler, fındık burunlar. Onların büyümelerin ve senin uzaklarda olman.
Sonra yazının bir ana teması olmaması. Sıçraması ama olsun demek. Boşver yaz öylesine de olsa, yeter ki yaz. Fonda eskilerden şarkılar. Mesela şimdi Duman. Bazen Fikret Kızılok. Bazen başkaları. Onları da özlemek.
Hayatı hoooop diye yaşamak. Anlamamak bile. Ya da belki de budur demek. Ya da bu sorgulamanın hiç bitmemesi.
Hey millet görüşemediklerim, özledim hepinizi haber olsun...:)
sevgiler.
28 Ekim 2010 Perşembe
2 Eylül 2010 Perşembe
Sevdiklerimden
Bir kız çocuğu. Heyecanlı, ama çok. Hevesli, nerdeyse her şey için. Meraklı, aşık olan, çalışan, didinen.
Işıklar saçan etrafına, ışıl ışıl parlayan. Güzel ama kendini pek de güzel bulmayan. Dişleriyle başı dertte. Saçlarıysa bir içim su. Bırakın dışarısını içerisi pek şahane.
Bu kız benim en sevdiklerimden. Bu küçük kız çocuğu benim büyümeme şahit, ben de onunkine. Sevgimi rahatça verdiklerimden. Düşünmeden sevdiklerimden.
Büyüdü tabi şimdilerde. Güzel bir genç kadın oldu. Sevgileri var yüreğinde. Ben de varım hala biliyorum. Sadece çok dahil değiliz artık hayatlarımıza. Ama bildiğim en iyi omuzlardan biri hala.
Büyürken neler olduğuna gelince; o heyecanlı kız çocuğu yoruldu tabi. Zorlandı. Hırpalandı. Üzüldü. Sevildi ama yıpratıldı da. Hep mutluluk dağıtabileceğini sandı ama elindekiler tükenince kendine de kalmadı.
Bense hep izledim onu. Dertlerimi ona yandım hep. Ben de dinledim ve o hep sandı ki o daha çok anlatıyor benim hakkımı zaptediyor. Ama bilmedi ki onu dinlemek hep bana bir şeyler öğretti. Bilmediğim hayatları öğretti o bana. Görmediğim insanları. İçini anlattı bana. Bir insanın içi nasıl olabilirmiş onları gösterdi. Hep sevdi beni. Kahve yapmayı öğretti mesela.
Işığını kaybettiğini düşünmeye başlamıştım ki kendine geldi yıldız. Silkelendi. Hayat biraz daha gülümser oldu yine ve tabi o da. Şimdilerde daha mutlu zannımca. Ne ala :)
Ben onu hiç bırakamam gibi. Elimi bırakırsa yarım kalırım gibi. Ben bugünlerde biraz duygusal gibi. ..
Işıklar saçan etrafına, ışıl ışıl parlayan. Güzel ama kendini pek de güzel bulmayan. Dişleriyle başı dertte. Saçlarıysa bir içim su. Bırakın dışarısını içerisi pek şahane.
Bu kız benim en sevdiklerimden. Bu küçük kız çocuğu benim büyümeme şahit, ben de onunkine. Sevgimi rahatça verdiklerimden. Düşünmeden sevdiklerimden.
Büyüdü tabi şimdilerde. Güzel bir genç kadın oldu. Sevgileri var yüreğinde. Ben de varım hala biliyorum. Sadece çok dahil değiliz artık hayatlarımıza. Ama bildiğim en iyi omuzlardan biri hala.
Büyürken neler olduğuna gelince; o heyecanlı kız çocuğu yoruldu tabi. Zorlandı. Hırpalandı. Üzüldü. Sevildi ama yıpratıldı da. Hep mutluluk dağıtabileceğini sandı ama elindekiler tükenince kendine de kalmadı.
Bense hep izledim onu. Dertlerimi ona yandım hep. Ben de dinledim ve o hep sandı ki o daha çok anlatıyor benim hakkımı zaptediyor. Ama bilmedi ki onu dinlemek hep bana bir şeyler öğretti. Bilmediğim hayatları öğretti o bana. Görmediğim insanları. İçini anlattı bana. Bir insanın içi nasıl olabilirmiş onları gösterdi. Hep sevdi beni. Kahve yapmayı öğretti mesela.
Işığını kaybettiğini düşünmeye başlamıştım ki kendine geldi yıldız. Silkelendi. Hayat biraz daha gülümser oldu yine ve tabi o da. Şimdilerde daha mutlu zannımca. Ne ala :)
Ben onu hiç bırakamam gibi. Elimi bırakırsa yarım kalırım gibi. Ben bugünlerde biraz duygusal gibi. ..
31 Ağustos 2010 Salı
Neden?
Bazen nedenler, nasıllar anlaşılmaz olurlar. Neler oluyor ya? Nelerle uğraşıyoruz? Neden yani? Kim, kiminle, ne sebeple uğraşıyor? Neden bu mutsuzluk hali? Neyin derdindeyiz? Koskoca dünya işte yetmiyor mu size?
Eyyy insanoğlu sana seslenmekteyim; "yetmiyor mu?" Neyin derdindesiniz? Ben size bir şey söyliyeyim mi, bu böyle gitmez. Hırslarınız sizi yer bitirir. Bu yargılar bir gün döner sizi bulur, sizi vurur. Darmadağınık olursunuz. Sonra nedenler sizin etrafınızda döner durur.
İnandığım şey beni bunlardan dilerim korusun. Sizi de korusun. Korunmak isteyenler şemsiyelerini açsın. Kaçmasın sadece sığınsınlar sakince.
Sevgiler.
Eyyy insanoğlu sana seslenmekteyim; "yetmiyor mu?" Neyin derdindesiniz? Ben size bir şey söyliyeyim mi, bu böyle gitmez. Hırslarınız sizi yer bitirir. Bu yargılar bir gün döner sizi bulur, sizi vurur. Darmadağınık olursunuz. Sonra nedenler sizin etrafınızda döner durur.
İnandığım şey beni bunlardan dilerim korusun. Sizi de korusun. Korunmak isteyenler şemsiyelerini açsın. Kaçmasın sadece sığınsınlar sakince.
Sevgiler.
9 Temmuz 2010 Cuma
Yine Yeni Yeniden
Yeni bir dönem. Deli yoğun bir iş temposu. Değişen düzenler. Yeni umutlar. Ihtimaller. Kıskançlıklar. Nazarlar. Arkadaşlıklar. Yeni insanlar. Eskilerin şekil değiştirmesi. Her şey…
Yazamıyorum ya işte bunlardan sebep. Ama çok memnunum bu dönemden. Yeni şeyler öğrenmek her zaman güzel ve tabi stresli, mid ve bol baş ağrılı bir dönem. Olsun. Sıkılmaktan ve çürümkten çok daha iyi. -Benim için en azından.-
Ve sonra başka şeyler. Eski defterler mesela. Geçenlerde eski günlüklerimi karıştırdım ve inanılmaz şeyler gördüm. O kadar çok şey yazmışım ve bir çoğunu hiç hatırlamıyorum. Neler yaşanmış, ne bunalımlar, ne güzel anılar. Ama bir yandan da bundan 8 yıl öncesi, lise dönemi o kadar yakın geldi ki okurken. Sanki daha dün gibi. Ne ara o kadar zaman geçmiş ve ne ara ben bu kadar büyümüşüm. Hiç bir şey anlamadım. Anlamamışım ya da. Kendimi hala o döneme yakın hissediyormuşum meğer. Araya giren 5 yıl üniversiteye rağmen liseye nasıl yakın hisseder insane kendini. Heralde hala kendini üniversiteli sanıyorsa olabilir böyle bir şey.
Yazamıyorum ya işte bunlardan sebep. Ama çok memnunum bu dönemden. Yeni şeyler öğrenmek her zaman güzel ve tabi stresli, mid ve bol baş ağrılı bir dönem. Olsun. Sıkılmaktan ve çürümkten çok daha iyi. -Benim için en azından.-
Ve sonra başka şeyler. Eski defterler mesela. Geçenlerde eski günlüklerimi karıştırdım ve inanılmaz şeyler gördüm. O kadar çok şey yazmışım ve bir çoğunu hiç hatırlamıyorum. Neler yaşanmış, ne bunalımlar, ne güzel anılar. Ama bir yandan da bundan 8 yıl öncesi, lise dönemi o kadar yakın geldi ki okurken. Sanki daha dün gibi. Ne ara o kadar zaman geçmiş ve ne ara ben bu kadar büyümüşüm. Hiç bir şey anlamadım. Anlamamışım ya da. Kendimi hala o döneme yakın hissediyormuşum meğer. Araya giren 5 yıl üniversiteye rağmen liseye nasıl yakın hisseder insane kendini. Heralde hala kendini üniversiteli sanıyorsa olabilir böyle bir şey.
11 Mayıs 2010 Salı
Yeniden doğar mıyız sizce?
Size de olur mu bilmem ama ben bazen, çok ciddi anlamda, bir kez daha dünyaya gelecekmiş gibi hissediyorum. Belki de öyle düşünmek istiyorumdur. Çünkü bazı şeyler çok tuhaf geliyor. Bu hayatta edinemediğimiz şeyler belki diğer hayatta bizimle olur. Maddiyat değil kastettiğim. Yani o da olabilir tabi, fena mı olur bir daha dünyaya gelsek ve zengin olsak. O başka ama esas olan ilişkiler üzerine. Yani benim durup düşününce aklımı kurcalayan konu bu. Mesela bir daha dünyaya geldiğimde abim olsa, ablam ya da kardeşim ya da hepsi. Mesela babamı tanıyabilseydim bir dahaki hayatımda.
Düşününce çok acımasızca gelmiyor mu size de? Yani bir hayat sunulmuş size ama siz o hayatta çok çirkinsiniz mesela ya da çok fakir, çok kısa ya da çok uzun, anneniz olmamış ya da babanız, evlenmemişsiniz hiç ya da sevgiliniz olmamış. Hiç sevişmemişsiniz mesela. Ya da hiç çocuğunuz olmamış ya da hiç yaşlanmamışsınız, yaşlanamamışsınız.
Yaşayamadığımız tüm duygular yaşayamadıklarımız olarak kalacak. Eksiklerimiz orada öylece dikilecek. Alaşağı edemeyeceğimiz gerçeklerimiz karşımızda dim dik duracak. Ve hayat bu diyecek yanımızda bir ses.
Ve öylesine tuhaf bir şekilde kabullenmişiz ki bu gerçeği. Durup düşününce nasıl ya diyor insan? Nasıl yani? Hiçbir alternatif yok. Bunu yaşayacağım ve bitecek her şey, öyle mi?
Belki de değildir.
Düşününce çok acımasızca gelmiyor mu size de? Yani bir hayat sunulmuş size ama siz o hayatta çok çirkinsiniz mesela ya da çok fakir, çok kısa ya da çok uzun, anneniz olmamış ya da babanız, evlenmemişsiniz hiç ya da sevgiliniz olmamış. Hiç sevişmemişsiniz mesela. Ya da hiç çocuğunuz olmamış ya da hiç yaşlanmamışsınız, yaşlanamamışsınız.
Yaşayamadığımız tüm duygular yaşayamadıklarımız olarak kalacak. Eksiklerimiz orada öylece dikilecek. Alaşağı edemeyeceğimiz gerçeklerimiz karşımızda dim dik duracak. Ve hayat bu diyecek yanımızda bir ses.
Ve öylesine tuhaf bir şekilde kabullenmişiz ki bu gerçeği. Durup düşününce nasıl ya diyor insan? Nasıl yani? Hiçbir alternatif yok. Bunu yaşayacağım ve bitecek her şey, öyle mi?
Belki de değildir.
6 Mayıs 2010 Perşembe
Anneler ve Kızları
Hayır bu bir "anneler günü de yaklaştı" yazısı değil. Bu içinde bulunulan durum. Bu nerdeyse tüm anne ve kızların, tahmini içinde bulunduğu durumun bir dile gelişi.
Nerden başlasam? Nasıl anlatsam? Bilmiyorum aslında. Nasıl bir şey olduğunu gerçekten tam olarak bilmiyorum ama tuhaf bir ilişki bu. Çok seversin hani. Herşeyden çok, çoğu zaman. Ama sanki kızlar ve anneler farklıdır. Baksanızıa yazamıyorum bile. Mesela erkekler ve annelerinin ilişkileri hep başka türlüdür. Ya çok üzenleri vardır ya da sonsuz bir anlayış yumağıdırlar birbirlerine karşı.
Kızlarla tuhaf bir gerginlik vardır. Daha çok tartışılır anneyle. Seni tanısın anlasın istersin. Ama bir yandan da öyle sen çok çaba sarfetme bunun için o anlasın istersin. O da senin için mi aynı şeyi düşünür bilmem. Sen eleştirmeye gör alınır, kırılır, her şeyi en iyi sen biliyorsun kızım der, dağıtır herşeyi. Bu değildir ki senin istediğin başka bir şeydir. Büyüdükçe kavgalar edilmese de kadınca hisler artar ve laflar ve tripler daha can yakıcı hale gelir. Bazen üzersin onu bile bile, gözünün içine baka baka. Sonra bin pişman olursun, yataklar küçülür sığamaz, yorganlar büyür ayağına dolanır uyuyamazsın.
Hep daha iyisi olsun, onunla hep çocukluktaki gibi ol, elinden tut yürüken o sonsuz huzurla. Yıllar sonra sevdiğin adamın elinden tutarken hissettiğin o şeye benzer tek duygunun annenin elleri olduğunu anımsa, hüzünlen.
Haykırmak iste "seni seviyorum" diye. Ama olmasın, olamasın. Nedenini de hiç bir zaman tam olarak bileme. Neden tekrar o küçük kız olamıyorum diye düşün. Neden büyümek bu kadar acı veriyor bazen diye düşün. Sonra bir gün benimde bir küçük kızım olursa diye düşün. O da mı büyüyecek diye düşün. Düşün, düşün...
Belki de kızlar korkar, annelerinin kaderinde kendi kaderlerinin yansımasından. Belki aynaların kaderi yansıtmaması için duacıdırlar. Neyin hıncıdır içimizdeki bu enerji? Ya da sadece benimki...Bilmem. Bilemem.
Sevgidir yine de esas olan. Hep seversin onu, hep sever o seni. Sonsuza kadar...İkimizde toprak olana kadar. Belki topraktan da ötesi vardır, kimbilir?
Nerden başlasam? Nasıl anlatsam? Bilmiyorum aslında. Nasıl bir şey olduğunu gerçekten tam olarak bilmiyorum ama tuhaf bir ilişki bu. Çok seversin hani. Herşeyden çok, çoğu zaman. Ama sanki kızlar ve anneler farklıdır. Baksanızıa yazamıyorum bile. Mesela erkekler ve annelerinin ilişkileri hep başka türlüdür. Ya çok üzenleri vardır ya da sonsuz bir anlayış yumağıdırlar birbirlerine karşı.
Kızlarla tuhaf bir gerginlik vardır. Daha çok tartışılır anneyle. Seni tanısın anlasın istersin. Ama bir yandan da öyle sen çok çaba sarfetme bunun için o anlasın istersin. O da senin için mi aynı şeyi düşünür bilmem. Sen eleştirmeye gör alınır, kırılır, her şeyi en iyi sen biliyorsun kızım der, dağıtır herşeyi. Bu değildir ki senin istediğin başka bir şeydir. Büyüdükçe kavgalar edilmese de kadınca hisler artar ve laflar ve tripler daha can yakıcı hale gelir. Bazen üzersin onu bile bile, gözünün içine baka baka. Sonra bin pişman olursun, yataklar küçülür sığamaz, yorganlar büyür ayağına dolanır uyuyamazsın.
Hep daha iyisi olsun, onunla hep çocukluktaki gibi ol, elinden tut yürüken o sonsuz huzurla. Yıllar sonra sevdiğin adamın elinden tutarken hissettiğin o şeye benzer tek duygunun annenin elleri olduğunu anımsa, hüzünlen.
Haykırmak iste "seni seviyorum" diye. Ama olmasın, olamasın. Nedenini de hiç bir zaman tam olarak bileme. Neden tekrar o küçük kız olamıyorum diye düşün. Neden büyümek bu kadar acı veriyor bazen diye düşün. Sonra bir gün benimde bir küçük kızım olursa diye düşün. O da mı büyüyecek diye düşün. Düşün, düşün...
Belki de kızlar korkar, annelerinin kaderinde kendi kaderlerinin yansımasından. Belki aynaların kaderi yansıtmaması için duacıdırlar. Neyin hıncıdır içimizdeki bu enerji? Ya da sadece benimki...Bilmem. Bilemem.
Sevgidir yine de esas olan. Hep seversin onu, hep sever o seni. Sonsuza kadar...İkimizde toprak olana kadar. Belki topraktan da ötesi vardır, kimbilir?
26 Nisan 2010 Pazartesi
Yaşlıların önüne geçilmez özgürlüğü
Yaşlılar biz uyuz gençlerden kesinlikle farklıdır. Yaşlı insanlar tuhaf bir şekilde tüm dünyayla barışıktır sanki. Vapurda, otobüste hiç fark etmez herhangi bir yerde bir yaşlıyla yan yana gelecek olursanız o size soracak bir şeyler elbet bulur ya da isteyecek bir şey sizden. Bunu olumsuz bir şey olarak görenler vardır. Sıkılanlar, off puff edenler. Evet itiraf ediyorum ben de o uyuz insanlardan olabiliyorum bazen. Yani sıkılabiliyorum onlardan ve konuşmak istemiyorum. Ama artık değişiyorum sanki. Bende de bir konuşma isteği oluyor sanki, tuhaf. Ama burada sözünü edeceğim konu daha farklı.
Biraz önce düşündüm de değişik geldi. Yani hani bizler bir çok ortak özelliğimiz olsa dahi birbirimizle konuşacağız iki kelam edeceğiz diye ödümüz patlıyor. Burada bizlerden kasıt yaşça daha genç insanlar. Yani bir nemrutluk var bir çoğumuzda. Ama yaşlıları bir düşünsenize ne kadar özgürler bu konuda.
Sizi beğenseler konuşmaya başlarlar “ahh ne güzel kızlar değil mi Hümeyra, bak biz de böyle değimliydik bir zamanlar” gibi…
Ya da
- okuyor musun evladım,
- evet teyze ya da amca
- oku evladım oku, okumak gibisi yok, ekmeğini eline al, kocanın eline bakma
Gibi…
Ya da
- evladım şu otobüsün numarası kaç?
- 17 teyzecim
- Heee o değilmiş. Ah evladım işte gitti iyice gözler artık, yaşlılık çok zor gençliğinizin kıymetini bilin.
Gibi gibi devam edebilir bunlar. Ama özünde demek istediğim şu; bu insanlar sizinle sizden 10 kat özgürce dialoğa girerler. Çekinmezler, gocunmazlar. Biz kasım kasım kasılırken onlar rahtlıkla istedikleri her şeyi dile getirirler hatta bazen saygısızlık ettiğinizi düşünürlerse azarlayıveririler sizi. Hakları vardır çünkü sizden çok uzun süredir bu dünya üzerindedirler. Ve dediğim gibi çok daha özgürdürler.
Hadi azıcık yaşlanalım, hadi etraftaki insanları kaçırmayalım, hadi ne biliyim işte:)
Biraz önce düşündüm de değişik geldi. Yani hani bizler bir çok ortak özelliğimiz olsa dahi birbirimizle konuşacağız iki kelam edeceğiz diye ödümüz patlıyor. Burada bizlerden kasıt yaşça daha genç insanlar. Yani bir nemrutluk var bir çoğumuzda. Ama yaşlıları bir düşünsenize ne kadar özgürler bu konuda.
Sizi beğenseler konuşmaya başlarlar “ahh ne güzel kızlar değil mi Hümeyra, bak biz de böyle değimliydik bir zamanlar” gibi…
Ya da
- okuyor musun evladım,
- evet teyze ya da amca
- oku evladım oku, okumak gibisi yok, ekmeğini eline al, kocanın eline bakma
Gibi…
Ya da
- evladım şu otobüsün numarası kaç?
- 17 teyzecim
- Heee o değilmiş. Ah evladım işte gitti iyice gözler artık, yaşlılık çok zor gençliğinizin kıymetini bilin.
Gibi gibi devam edebilir bunlar. Ama özünde demek istediğim şu; bu insanlar sizinle sizden 10 kat özgürce dialoğa girerler. Çekinmezler, gocunmazlar. Biz kasım kasım kasılırken onlar rahtlıkla istedikleri her şeyi dile getirirler hatta bazen saygısızlık ettiğinizi düşünürlerse azarlayıveririler sizi. Hakları vardır çünkü sizden çok uzun süredir bu dünya üzerindedirler. Ve dediğim gibi çok daha özgürdürler.
Hadi azıcık yaşlanalım, hadi etraftaki insanları kaçırmayalım, hadi ne biliyim işte:)
19 Nisan 2010 Pazartesi
Kadın var, erkek var...
Kadın var ufak tefek, görsen çocuk dersin. Kadın var kendinden emin. Kadın var güzel sayılmaz ama kadındır ki o sevilir epeyce. Bu nasıl olur kadın bilmez.
Kadın var aklındakiler sınırsız ama aynı kadındır ki o kendi sınırlarla dolu. Aklı sonsuz özgürlüklere gebe, kendi yaşamadığı ve yaşamayacağı her şeyi kabul edilebilir görmekte. Bu nasıl bir çelişkidir ki aynı kadının bedeninde yer edebilmiş. İnsanın sonsuzluğuna inanır ki o tekdir der bildiğimiz kadarıyla hayat, eğer der gelmeyeceksek bir daha dünyaya. Ama tırmanmaz dağlara ya da çıkmaz sırt çantasıyla keşiflere ama aklı özgürdür, dolaşır sonsuzca tüm labirentlerde, onları keşfetmeye çalışmanın azmiyle.
Kadındır ki o hep bir şeyleri ve birilerini suçlar yapamadıkları için bugüne kadar ama durur sonra ve bir kabullenişle farkına varır eksiklerin yavaşça. Bu dünya der, ne büyük, ne sonsuz, ne uçsuz, ne bucaksız. Uçlar ve bucaklar birbirine karışır. Ve kadın erkeğe yaklaşır. Ve kadın bilir erkeği, sever, hayatına alır. Ama büyüme deva eder. Hayat devam eder. Dünya farklılaşır zaman zaman o erkekle bağlantılı olur bir çok şey. Ama sakın kaybetme sakın unutma kendini. Kendi halini der kendi kendine.
Kadın var öyle, kadın var böyle tıpkı erkek gibi. Çeşit, çeşit, renk renk…insan var. Sen varsın, ben varım.
Kadın var aklındakiler sınırsız ama aynı kadındır ki o kendi sınırlarla dolu. Aklı sonsuz özgürlüklere gebe, kendi yaşamadığı ve yaşamayacağı her şeyi kabul edilebilir görmekte. Bu nasıl bir çelişkidir ki aynı kadının bedeninde yer edebilmiş. İnsanın sonsuzluğuna inanır ki o tekdir der bildiğimiz kadarıyla hayat, eğer der gelmeyeceksek bir daha dünyaya. Ama tırmanmaz dağlara ya da çıkmaz sırt çantasıyla keşiflere ama aklı özgürdür, dolaşır sonsuzca tüm labirentlerde, onları keşfetmeye çalışmanın azmiyle.
Kadındır ki o hep bir şeyleri ve birilerini suçlar yapamadıkları için bugüne kadar ama durur sonra ve bir kabullenişle farkına varır eksiklerin yavaşça. Bu dünya der, ne büyük, ne sonsuz, ne uçsuz, ne bucaksız. Uçlar ve bucaklar birbirine karışır. Ve kadın erkeğe yaklaşır. Ve kadın bilir erkeği, sever, hayatına alır. Ama büyüme deva eder. Hayat devam eder. Dünya farklılaşır zaman zaman o erkekle bağlantılı olur bir çok şey. Ama sakın kaybetme sakın unutma kendini. Kendi halini der kendi kendine.
Kadın var öyle, kadın var böyle tıpkı erkek gibi. Çeşit, çeşit, renk renk…insan var. Sen varsın, ben varım.
14 Nisan 2010 Çarşamba
Sıkılıyorum
Ben sıradan bir insanım ya da öyle olduğumu sanırdım ama sanırım benden de sıradanlar var. Ve ben sanırım onlardan çok sıkılıyorum. Kastettiğim hayatındaki yaşayışıyla ilgili değil insanların. Kastettiğim kafalarının içi. Fikirleri. Fikirleri ya da fikirsizlikleri sıkıyor beni.
Hani böyle kavga edesim geliyor bazen. Offf diyesim geliyor. Sıkılıyorum. Sakın birileri buraya aman tanrım ne kadar kendini beğenmişsin falan diye yorum yapmasın işte onlardan da sıkılırım çünkü bu dediğimi anlamamaktır.
Sıkılıyorum işte ne yapayım.
Hani böyle kavga edesim geliyor bazen. Offf diyesim geliyor. Sıkılıyorum. Sakın birileri buraya aman tanrım ne kadar kendini beğenmişsin falan diye yorum yapmasın işte onlardan da sıkılırım çünkü bu dediğimi anlamamaktır.
Sıkılıyorum işte ne yapayım.
Kendine Dışarıdan Bakmak
Okuduğum kitaptan ilham aldım bu konuyla ilgili. Bir bölümünde bundan bahsediyor derinlikleriyle.
Kendimize gerçekten dışarıdan bakabilsek. Ama mecazi anlamda değil söylemeye çalıştığım, tam olarak maddi anlamda dışımıza çıkabilsek. Ayrılsak bedenimizden ve dışarı çıksak. Öylece izlesek kendimizi özgürce. Yorumlasak kendimizi diğerleri gibi. Acımasızca belki. Ama yapamayız bence, içimizdeki o ego izin vermez bize, izin veremez. İçimizdeki o şey bize izin veremez.
Sizce?
Kendimize gerçekten dışarıdan bakabilsek. Ama mecazi anlamda değil söylemeye çalıştığım, tam olarak maddi anlamda dışımıza çıkabilsek. Ayrılsak bedenimizden ve dışarı çıksak. Öylece izlesek kendimizi özgürce. Yorumlasak kendimizi diğerleri gibi. Acımasızca belki. Ama yapamayız bence, içimizdeki o ego izin vermez bize, izin veremez. İçimizdeki o şey bize izin veremez.
Sizce?
8 Nisan 2010 Perşembe
Tuhaf bir huzursuzluk hali...
Hissettiğim şeyi tam olarak tanımlayamıyorum.
Tuhaf bir huzursuzluk. Güvensizlik.
Yalan mı acaba'nın insana düşündürdükleri?
Yalan nasıl bir şey ki insanları böylesine hakimiyeti altına alabiliyor? Nasıl bir şey ki insanlar onsuz yaşayamıyor. İş hayatı, özel hayat hepsinde hep bir yerlerde olmak zorunda mı?
Saygısını yitiriyor insan yalanla yüzleşince.
Öyle tuhaf ki, kendini daha değerli görmeye başlıyorsun. Belki yanlış ama durum bu. Ben senden bir adım öndeyim çünkü ben hayatıma yalanı bu oranda sokmadım. Varsa da inanılmaz zararsızca var. Saplantı halinde değil. Her anım onunla geçmiyor.
Bazı işler var mesela yalansız yapılamaz. Siyaset gibi, reklam gibi ve bazı işler var yine yalanla yapılamayacak; bilim insanlığı gibi, öğretmenlik gibi. Ne tuhaf.
Tuhaf bir huzursuzluk. Güvensizlik.
Yalan mı acaba'nın insana düşündürdükleri?
Yalan nasıl bir şey ki insanları böylesine hakimiyeti altına alabiliyor? Nasıl bir şey ki insanlar onsuz yaşayamıyor. İş hayatı, özel hayat hepsinde hep bir yerlerde olmak zorunda mı?
Saygısını yitiriyor insan yalanla yüzleşince.
Öyle tuhaf ki, kendini daha değerli görmeye başlıyorsun. Belki yanlış ama durum bu. Ben senden bir adım öndeyim çünkü ben hayatıma yalanı bu oranda sokmadım. Varsa da inanılmaz zararsızca var. Saplantı halinde değil. Her anım onunla geçmiyor.
Bazı işler var mesela yalansız yapılamaz. Siyaset gibi, reklam gibi ve bazı işler var yine yalanla yapılamayacak; bilim insanlığı gibi, öğretmenlik gibi. Ne tuhaf.
7 Nisan 2010 Çarşamba
Bilmem, sizce?
Yazabilmek, yazı bilmek, yazmak, yaz...yüzebilmek, yüzmek, yüz, yüzün, yüzüm...söylemek, söyle, söyleyebilmek...sevebilmek, sevmek, sevilmek, seven, sevilen, sevgili, sevişmek...
Dalabilmek, dalmak, dalak, dalmayak:), dalgalanmak, dalga geçmek belkide. Dar, daralmak, daraşmalık, dargın. Gitmek, gitmemek, gidememek, giden, gitmeyen, gidilen, git. Kalmak, kalamamak, kalamayan, kalan, kal.
Anlamak, anlamamak, anlamlı, anlamsız, anlaşılmak...
Nasıl yani?
Bilmem...öyle işte.
Sizce?
Dalabilmek, dalmak, dalak, dalmayak:), dalgalanmak, dalga geçmek belkide. Dar, daralmak, daraşmalık, dargın. Gitmek, gitmemek, gidememek, giden, gitmeyen, gidilen, git. Kalmak, kalamamak, kalamayan, kalan, kal.
Anlamak, anlamamak, anlamlı, anlamsız, anlaşılmak...
Nasıl yani?
Bilmem...öyle işte.
Sizce?
6 Nisan 2010 Salı
AMAN TANRIM 30’A ÇEYREK VAR VE BEN HALA YALNIZIM!
Şimdi ne olacak? 30 oluyorum şimdi ne olacak? Biri bana cevap versin. “Evde mi kalıyorum?” hani evlenecektik? Hani hayaller vardı? Birbirimizin düğününde göbek atacaktık? Ne zaman olacak bunlar? 30’a çeyrek var, ne ara olacak tüm bunlar? :)
Bu yakarışa ya siz sahipsinizdir ya da yakın bir arkadaşınız. Üniversite biterken yani 20li yaşların başında hayatınızda bir adam varsa ya artık evlilik yolunda ilerliyor olursunuz ya da genelde erkek bu durumdan yani “işin ciddiye binmesi” durumundan ürkerek ilişkiyi bitirir ya da karşı tarafın bitirmesini sağlar.
Ve biz 30’lara yaklaşan kadınlar hala yalnız isek bizi bir panik sarmaya başlar. Hele bir de çocuk sahibi olmayı planlayan bir kadın iseniz işte o zaman kafanız daha çok karışır. Çünkü etraftan “e ama evlen artık evladım bak daha çocuk yapacaksın yaşın geçiyor” gibi söylemler duymaya başlarsınız.
Off yani. Neden bunu erkeklerden ziyade kadınlar yaşar? Neden bunu da birçok şey gibi toplum ısrarla bizim omuzlarımıza yükler? Nasıl bir baskıdır bu? Hiçbir erkek duydunuz mu bu durumdan şikayetçi olan. Aksine onlara ısrarla her şeyi yaşa sonra evlen diye nasihatlar edilir. Aman tanrım ya bu nasıl bir çifte standarttır. Sana yaşama ona yaşa diye ısrar ederler. Ve sonuç olarak inanılma sağlıksız bireyler ve ilişkiler ortaya çıkar. Sonra da neden yürümüyor bu ilişkiler denilir. Evet abi yürümez tabi. Sonuçta eşit değiliz ki. Yani bize sunulanlar ve yasaklananlar eşit olmadığı için siz zincirleri kırmış bir kadın bile olsanız olmaz. Aşamazsınız bir yerde takılır kalırsınız, ilişki bir yerde takılır kalır. Ne fena.
Aslında gerekli midir her kadın için evlilik ya da aynı şekilde her erkek için. Değildir. Ama özgür bırakmıyorsunuz ki onları rahatça bir evleri olsun, yalnız ya da erkek arkadaşlarıyla mutlu oldukları sürece birlikte yaşasınlar. Olmuyor. İşin zor tarafı; anladığım kadarıyla siz büyüdükçe İlişkiden beklentileriniz de büyüyor. Dün bir arkadaşla sohbet ediyorduk ve bir saymaya başladı ki, aklınız durur :) benim önümden yürürken kapıyı açıp beklesine kadar geldi mevzuu :) artık gerisini siz tahmin edin:P ama gerçekten öyle büyümek, kadın gibi hissetmek falan giriyor sanırım artık devreye. O yüzden bu başka bir yazı konusu olacak sanırım :)
İşin duygusal kısmına gelince ise işte asıl önemli olan kısım burası. İşte o zaman hak veriyorum bazı serzenişlere. Çünkü şöyle gibi oluyor sanırım; yıllar geçiyor ve yalnız geçiyor. Bir sevgili olmayınca derdine ortak, sanki hayat hep onu bulmaya çalışmakla geçiyormuş gibi. Hayatı paylaştığın biri olduğundaysa dinginleşiyor hayat sanki. Her şey o demiyorum kesinlikle ama insanın hayatının oldukça büyük bir kısmını kaplıyor sanırım ve bu nedenle de insanı rahatlatan bir unsur oluveriyor yanıbaşındaki kişi.
Hani derler ya henüz evlenmemiş arkadaşlara; acele et iyiler erken kapılıyor diye :) Bu saçma lafa inanır oldum ya. Yani sanki gerçekten etrafta hayatı paylaşacak birileri kalmamış gibi :) yok canım o kadar değil, değil mi? :P
Bu yakarışa ya siz sahipsinizdir ya da yakın bir arkadaşınız. Üniversite biterken yani 20li yaşların başında hayatınızda bir adam varsa ya artık evlilik yolunda ilerliyor olursunuz ya da genelde erkek bu durumdan yani “işin ciddiye binmesi” durumundan ürkerek ilişkiyi bitirir ya da karşı tarafın bitirmesini sağlar.
Ve biz 30’lara yaklaşan kadınlar hala yalnız isek bizi bir panik sarmaya başlar. Hele bir de çocuk sahibi olmayı planlayan bir kadın iseniz işte o zaman kafanız daha çok karışır. Çünkü etraftan “e ama evlen artık evladım bak daha çocuk yapacaksın yaşın geçiyor” gibi söylemler duymaya başlarsınız.
Off yani. Neden bunu erkeklerden ziyade kadınlar yaşar? Neden bunu da birçok şey gibi toplum ısrarla bizim omuzlarımıza yükler? Nasıl bir baskıdır bu? Hiçbir erkek duydunuz mu bu durumdan şikayetçi olan. Aksine onlara ısrarla her şeyi yaşa sonra evlen diye nasihatlar edilir. Aman tanrım ya bu nasıl bir çifte standarttır. Sana yaşama ona yaşa diye ısrar ederler. Ve sonuç olarak inanılma sağlıksız bireyler ve ilişkiler ortaya çıkar. Sonra da neden yürümüyor bu ilişkiler denilir. Evet abi yürümez tabi. Sonuçta eşit değiliz ki. Yani bize sunulanlar ve yasaklananlar eşit olmadığı için siz zincirleri kırmış bir kadın bile olsanız olmaz. Aşamazsınız bir yerde takılır kalırsınız, ilişki bir yerde takılır kalır. Ne fena.
Aslında gerekli midir her kadın için evlilik ya da aynı şekilde her erkek için. Değildir. Ama özgür bırakmıyorsunuz ki onları rahatça bir evleri olsun, yalnız ya da erkek arkadaşlarıyla mutlu oldukları sürece birlikte yaşasınlar. Olmuyor. İşin zor tarafı; anladığım kadarıyla siz büyüdükçe İlişkiden beklentileriniz de büyüyor. Dün bir arkadaşla sohbet ediyorduk ve bir saymaya başladı ki, aklınız durur :) benim önümden yürürken kapıyı açıp beklesine kadar geldi mevzuu :) artık gerisini siz tahmin edin:P ama gerçekten öyle büyümek, kadın gibi hissetmek falan giriyor sanırım artık devreye. O yüzden bu başka bir yazı konusu olacak sanırım :)
İşin duygusal kısmına gelince ise işte asıl önemli olan kısım burası. İşte o zaman hak veriyorum bazı serzenişlere. Çünkü şöyle gibi oluyor sanırım; yıllar geçiyor ve yalnız geçiyor. Bir sevgili olmayınca derdine ortak, sanki hayat hep onu bulmaya çalışmakla geçiyormuş gibi. Hayatı paylaştığın biri olduğundaysa dinginleşiyor hayat sanki. Her şey o demiyorum kesinlikle ama insanın hayatının oldukça büyük bir kısmını kaplıyor sanırım ve bu nedenle de insanı rahatlatan bir unsur oluveriyor yanıbaşındaki kişi.
Hani derler ya henüz evlenmemiş arkadaşlara; acele et iyiler erken kapılıyor diye :) Bu saçma lafa inanır oldum ya. Yani sanki gerçekten etrafta hayatı paylaşacak birileri kalmamış gibi :) yok canım o kadar değil, değil mi? :P
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)